Aydan Erdoğan: ”HIRS” Yazı Dizisi

Aydan Erdoğan: ''HIRS'' Yazı Dizisi
Bu Haberi Paylaş

Aydan Erdoğan: ”HIRS” Yazı Dizisi

Herşey zehirdir, mühim olan dozudur. demiş Paracelsus…

Vento doğduğu gün hepimiz gibi masumdu.

Bu O’nu haklı çıkarmaz ama çocukluğunun acısını yetişkinliğinde çıkarmak istedi.

Kadınlara duyduğu nefretle yaşattığı acılar O’nu çok seven bir kadınla son buldu. İlahi adalet var buna emin olun.

 

Bu yazım https://www.habergalerisi.com/sanat/ link’inde 29 Bölüm halinde yayınlanmıştır. Bölüm bölüm okumak isteyenler Haber Galerisi sanat kategorisinden yazıya ulaşabilir.

Haber Programı içinde yazımı tek bölüm halinde paylaşıyorum, iyi okumalar.

Bu sabah da mutfaktan gelen sıcak ekmek kokusuyla gözünü açtı, çocukluğunun gençliğinin güzel anılarını hatırlatan ve bu her duyduğunda onu gülümseten bir kokuydu, aynı zamanda tereyağı, gül reçeli, taze yumurta kahvaltının hazır olduğunun seslenmesine gerek bırakmıyordu…

Yatağının  üstündeki sabahlığını aldı,  kalkıp saçını fırçalayıp, topladı ve banyoya girdi, duş alıp yeni güne hazır olmak kadar keyifli bir şey yok diye düşündü.

Banyodan çıkınca odasında annesinin onu beklediğini gördü.

– Günaydın anneciğim…
– Günaydın Isabel
– Bir şey mi var?
– Bugün öğleden sonra Bay Dimitri Krusier’in oğlu Bay Vento Dimitri Krusier bizi ziyarete gelecek.
– …
-Ziyaret konusunda bir şeyler tahmin ediyorum ama…
– Ziyaretinin sebebi babasından kalan çiftliğe yerleşmek olabilir çünkü duyduğuma göre eşi öleli bir ayı henüz geçmiş olmalı…
– Bence seni görmeye geliyor
– Anne…
– Erkekler fazla yalnız kalmayı sevmez… Hem neyse ne… Acele et kahvaltı hazır, çok işimiz var ve baban masada bizi bekliyor.
-…

İsabel şaşkınlıkla annesinin arkasından bakakalmıştı.

Eşini henüz kaybetmiş bir insan neden bu kadar acele eder tamam genç olabilir bu haklı bir sebep değil ki…

Evet evet, çiftlik için olmalı, babası babamın eski dostu ve ortağı…

Başka bir şey değil annem sadece abartıyor diye düşündü, hazırlandı ve odasından çıktı, merdivenlerden inerken duvardaki tabloyu düzeltmek için durdu çocukluğundan beri simetriyi seviyordu.

Kahvaltı masası hazırdı babası ve annesi çoktan masaya oturmuşlardı.

– Günaydın babacığım.
– Günaydın güzeller güzeli kızım.

Sandalyesine oturuken,
– Annem acele etmemi öğleden sonra misafirimiz olduğunu söyledi.
– Ah evet öyle babası eski ortağım biliyorsun, sanırım buraya yerleşecek, çiftlik Dimitri’nin ölümünden sonra çok uzun süre bakımsız kaldı artık bir evlat olarak manevi görevini yerine getirmeli.
– Doğru babacığım
– Bence tam tersi buraya Isabel için…
– Veronica yanılıyorsun bu defa
– Lafı ağzıma tıkmayın Bronson ben yanılmam çok güzel şeyler olacak.

 

Aydan Erdoğan: ''HIRS'' Yazı Dizisi

 

Bronson evliliği boyunca eşi Veronica’ya çok saygılı davranmıştır o yüzden bir şey söylemeden sustu.

Günlük sohbetle kahvaltıya devam ettiler çünkü Veronica bir anne olarak masum düşüncelere sahipti, herkesi kendi gibi bilmek, çağımız için kötü sayılabilecek bir huya sahipti.

Kocası ve kızı hep yanıldığını bildikleri halde üzmemek için bir şey demezlerdi.

Öğleden sonra 2 gibi kapı çaldı. Terasta misafirlerini bekleyen Hermies ailesine 45 yıldır yardımcılık yapan 60 yaşındaki  Nichole haber verdi.

– Bay Vento Dimitri Krusier geldi, kendisini büyük salona aldım efendim
– Teşekkür ederim Nicole, yarım saat sonra pasta ve çay servisini Paris’ten getirdiğimiz Fransız takımıyla yapmanızı rica ediyorum.
– Emredersiniz efendim , buyrun…
Veronica lüksü ve şatafatı çok severdi, her fırsatta ailesinin Fransız burjuvası olduğunu anlatırdı, anlatamadığı durumlarda bunu insanların gözüne gözüne sokardı.

Hermies ailesi hep birlikte kalkıp büyük salona geçtiler, Vento ayakta duvardaki tablolara bakıyordu, bir eli çenesinde diğer kolunu kırıp belinin arkasına kıvırmıştı, düşünüyor gibiydi.

Salona giren insanları fark etmedi.

– Sanattan anlıyorsunuz Vento Dimitri, hoş geldiniz. Bronson’un seslenmesiyle Vento irkilip döndü, acelece sanki kötü bir şey yapıyormuş gibi toparlandı, İsabel bu halini garipseyerek baktı Vento’ya…
– Hoş buldum efendim, elini uzattı Bronson ile tokalaştılar…
– Kızım Isabel ve biricik eşim Veronica
– Memnun oldum efendim, sanatı severim ve sizin oldukça değerli tablolara sahip olduğunuzu biliyorum.
Bronson Vento’ya oturacağı koltuğu gösterip,
– Resim, müzik, opera hayatımın vazgeçilmezidir Bay Vento. Babanız Dimitri’nin sağlığında birlikte sanat içerikli çok güzel zamanlar yaşadık. Ah ne güzel günlerdi… Tanrı biliyor ya çok erken ayrıldık. Neyse Tanrı gençlere uzun ömür versin.
– Çok teşekkür ederim efendim. Babamda sizden çok söz ederdi, annemle ben çok küçükken çiftlikten ayrıldığımız için birlikte pek zaman geçiremedik.
Bronson Dimitri’nin kızgınlıkla eski eşinden bahsettiği zamanları hatırladı “Evet” dedi konuyu değiştirmek için
– Daha önce neredeydiniz? diye sordu.
– Milano’da efendim
– Güzel… İş için sanırım
– Tabi tabi yani tabi ki… Heyecanımı mazur görün efendim. Buraya gelirken yolda otomobilim bir kaç kez arızalandı, biraz yorgunum…
Veronica servisin başlaması için elindeki zili çaldı.Odaya Nicole’nin kızı Bridge girdi, gülümseyerek, misafiri nazikçe başıyla selamladı. Hanımı Veronica’ya dönüp,
– Buyrun efendim
– Bridge anneniz Nicole’nin bilgisi var, servise başlayabilirsiniz.
– Tabi efendim.
Isabel için son derece sıkıcı geçen bu tanışmaydı ama Vento’nun neden orada olduğunu da merakta ediyordu.
Hemen söze girmesi gerektiğini düşündü, biran önce bu durumu açıklığa kavuşturmak için;
– Hoş geldiniz Bay Vento
– Hoş buldum Isabel
Isabel mi? Matmazel diyebilir yada sadece hoş buldum… Bu sanki fazla cüretkar… O zaman çok nazik olmaya gerek yok.
– Yıllar sonra buraya neden geldiniz?
– Burası doğduğum yer, sevgili babamın ölümünden sonra geldiğim için çok üzgünüm aslında, insanların beni mirasyedi olarak görmelerini istemem.
– Yani buraya yaşamak için mi geldiniz?
– Evet bundan sonra burada yaşamak istiyorum. Gelecek ile ilgili planım evlenmek…
Veronica sabırsızlıkla konuşmanın arasına girdi.
– Bu çok güzel bir plan Vento, yeniden mutluluk herkes gibi sizin de hakkınız, eğer vaktiniz varsa akşam yemeğine bize katılmanızı rica ediyoruz bu hepimizi mutlu eder, öyle değil mi Isabel? Hem İsabel’de akşam yemeğine kadar size çiftliğimizi gezdirir.
– … olur tabi ki

( Bu 3 saat demek annem ne yapmaya çalışıyor anlamıyorum.  Babama ne demeli…)
Birlikte dışarı çıktılar, bir süre sessiz yürüdüler. Baharın gelişiyle tüm doğa taze çiçek kokuyordu çimler ıslaktı ve yeşillenmeye başlamıştı.
Sessizliği ilk bozan Vento oldu.

– Burası insanın ölene dek huzurla yaşayacağı bir yer. Ben de biran önce evime yerleşip çiftliğimle ilgilenmek istiyorum. Yanıma bir kahya bulmalıyım, bir kaç mutfak yardımcısı, uşak, hizmetçi falan. Yalnız öncelikle yasal bazı evraklar için bir avukata ihtiyacım var. Sizden yardım istemem de bir sakınca var mı?
– Elimden geldiğince memnuniyetle yardımcı olmak isterim, burda yaşayan bir avukat arkadaşım var kendisini tanıyor olabilirsiniz ismi Gregory eğitimini Roma’da yaptıktan sonra buraya döndü, bence oldukça başarılı bir avukat.
– … tanıyorum kendisini, düşünmem gerek…

 

Aydan Erdoğan: ''HIRS'' Yazı Dizisi

– Bunun için bol bol vaktiniz var Vento.
– Hep benden konuştuk birazda siz anlatın kendinizi burda nasıl vakit geçiriyorsunuz?
Isabel ailenin tek çocuğuydu koskaca çiftlikte neredeyse hiç arkadaşı olmadan büyümüştü, eğitimi sırasında aşırı kollayıcı olan babası onu her zaman okula kendi arabasıyla götürüp getirmişti, Isabel’de bu duruma hiç karşı çıkmadı, sevdiği şeyler, sabahları kahvaltıdan sonra çiftlikte yürüyüş yapmak, öğleden sonra kitap okuyup akşamları büyük salonda ailesiyle sohbet etmekti. Odasına çekildiği zamanlarda uykusu gelene kadar yazılar yazardı. Yalnız yaşamak onu şüpheci bir insan yapmıştı.
– Öncelikle öğrenmek istediğiniz bir şey var mı?
– Herşey Isabel, seni tanımak istiyorum.

Kısaca kendinden bahsetti Isabel, Vento konuşma boyunca ilgiliydi, ara sıra espriler yaparak Isabel’i güldürdü. Böylelikle 3 saat su gibi akıp gitmişti.

Zamanın nasıl geçtiğini havanın serinlemesi ve kararmasıyla anladılar, bu bile onları güldürmüştü.

Akşam yemeği de neşeli geçmişti Veronica özellikle çok mutluydu, kızının bu genç yakışıklı üstelik zengin adamla evleneceğini düşünüyordu.

Gece olup herkes odasına çekilince Isabel düşünmeye başladı, Vento, cüretkar bir adamdı hatta bazen küstah…

O akşamdan sonra Vento yapması gereken işler olduğunu bildirip kasabadan bir süreliğine ayrıldı. 3 hafta sıradan günlük işlerle geçti,

Isabel arkadaşı Gregory ile bir kaç kez buluştu. Buluşmalarında Vento’dan bahsedip hakkında biraz bilgi sahibi olmuştu, duydukları ilginçti Gregory’e göre Vento babasının cenazesinde bulunmuştu hatta selamlaşmışlardı.

Oysa Vento cenazeye gelmediğini söylemişti.

Isabel zaten birliktelik düşünmediği için bu bilginin pek fazla üzerinde durmadı ama yine de aklının bir köşesinde bulundurmaya karar verdi.

Vento kasabaya döner dönmez ilk önce Isabel’in yanına gitti Veronica ve Bronson O’nu çok sıcak karşıladılar akşam yemeğine kalması için ısrar ettiler.

Vento bir süre sonra çiftliğine yerleşti. Milano’dan gelirken yanında çiftliğinde çalışması için yardımcılarını da getirmişti.

Günlerini Ingiltere’den getirdiği atları ile geçiriyordu.

Kasabaya yerleştikten bir ay sonra kasabanın ileri gelenlerine özel bir parti düzenlemek istedi, Isabel’e birlikte davetli listesi yapmayı teklif edecekti, bu O’nu Isabel’e yaklaştıracaktı.

O’nunla evlenmek, Isabel’in geliri ile kumar borçlarını ödemek, berbat giden hayatını düzeltecek kaybettiği itibarı yeniden kazandıracaktı.

Isabel’in öğlenleri şehir kulübünde kitap okuduğunu biliyordu. Bu fırsatı kaçırmadan, şehir kulübüne gitti, yanılmamıştı İsabel’de ordaydı.

– Sevgili Isabel, sizi görmek ne kadar güzel oldu, uzun zamandır aklımda olan bir şeyi sizinle paylaşmak değerli fikirlerinizi almak istiyordum.
– Bay Vento hoşgeldiniz.  Buyrun, elimden geldiğince size yardımcı olmak isterim.
– Her zaman böyle güzel ve naziksiniz.
– Çok teşekkür ederim Vento, sizi dinliyorum.
– Kasaba halkıyla tanışmak istiyorum bunun için de sizin yardımınıza ihtiyacım var. Davetliler için…
– Memnuniyetle Vento

Birlikte 23 kişilik davetli listesi hazırladılar, sunulacak içki ve yemek seçmeyi Vento Isabel’e bıraktı.

Sonunda 3 gün sonra cumartesi akşamı partinin olmasına karar verdiler.

Parti günü Vento çok mutluydu, sürekli Isabel ile yanyana duruyordu, insanların onları bir çift gibi düşünmelerini istiyordu.

Kasaba halkı Vento’yu sevmişti. Karşılarında ki adam dürüst samimi başarılıydı.

Sürekli konuşuyordu zenginliğiyle yapacağı işlerden bahsediyordu.

Babasından kalan ev Paris’ten gelen mimarlarla yeniden dekore edilmişti.

Oldukça gösterişliydi bu haliyle kasabanın en güzel çiftlik eviydi.

Tanışma partisi Vento’nun bile tahmin ettiğinden daha fazla etki bırakmıştı bundan sonra ki günlerde bile konuşulacaktı.

Kasabanın ileri gelenlerinden Bayan Verna bir ara Vento’nun yanına gelip babasının ölümü ile ilgili konuşma açtı.

– Babanızın ani ölümü hepimizi çok sarstı oysa hiç bir hastalığı yoktu.
– …Sevgili babam çok yaşlıydı biliyorsunuz o yüzden ölmesi normal değil mi?

Bunu söylerken Vento’nun yüzü sarsılmış gibiydi kıpkırmızı olmuştu, bu konunun açılması pek hoşuna gitmemişti, Isabel bunu hissetti başını sola doğru çevirince Gregory ile göz göze geldiler. Doğruca onun yanına gitti.

– Nasılsın Isabel?…
– Iyiyim Gregory, sen nasılsın?
– Iyiyim, tanışma partisi güzel, senin elinin değdiği belli oluyor.
– Teşekkür ederim Gregory…
– Sen endişeli gibisin Isabel, yanıma geldiğinde birşey olduğunu hissettim.
– Vento hakkında bildiğin bir şey var mı Gregory? Beni huzursuz eden bir şeyler var… ya da unut bu söylediklerimi sanırım fazlasıyla şüpheciyim.
– Sizin iyi dost olduğunuzu sanıyordum Isabel, bunu neden kendisine sormuyorsun?
– Ben soramam Gregory, sadece anlatmalarını beklerim yoksa bu beni çok küçültür.
– Isabel sen bu adama aşık mısın?
– …
– Neden sustun Isabel?

Isabel’in beklemediği bir soruydu, şaşırdı, elindeki kadehi çevirmeye başladı Gregory ile bakışırken yanlarına Vento geldi Isabel’in koluna girdi

­-Isabel nereye kayboldun, sizi Milano’dan gelen arkadaşlarımla tanıştırmak istiyorum.

-… Gregory ile tanıştınız mı?

– Merhaba Gregory, ben Vento tanıştığımıza memnun oldum…

– Daha önce tanıştık…?

– Gidelim Isabel arkadaşlarım bu güzel davetin sahibi ile tanışmak istiyor…

Gregory ters giden bir şeyler var diye düşünüyordu, aniden çıkagelen bir yabancı kasabaya yerleşti ve kasabanın en zengin ailesinin kızının peşine düştü.

Vento davetliler arasından Isabel ile geçerken meraklı bakışlardan oldukça memnun gözüküyordu, şansı yaver gidiyordu son zamanlarda,

– Merhaba Mac nasılsın, eğleniyor musun?

– Vento dostum… seni ve harika partilerini özledik ama bu davet muhteşem, hey Patrick buraya gel bak kim var burada… Patrick yine güzel bir kız buldu budala herif… Mac abartılı hareketleri olan tuhaf bir adamdı sürekli espri yapıyor ve yüksek sesle kahkaha atıyordu.

Patrick ona göre daha sakindi. Milano’da birlikte ticaret ile uğraştıklarından bahsetti Vento, babasının ani ölümüyle ortaklıklarını bitirdiklerini ama dostluklarının sağlam olduğundan ayrılmadıklarını söyledi. Sohbet devam ederken bir el Vento’nun omzuna dokundu. Vento aniden dönünce Isabel’de o yöne baktı gelen bir kadındı…

– Vento hayatım seninle yeniden buluşmak… Vento pek memnun olmamıştı omzundan eli atmak için hamle yaptı ama gelen kadın ona sarılıp öpmüştü bile… Patrick hemen elini uzatıp kadının kolundan yakaladı.

– Meg ne yapıyorun? Burası yeri değil…

– Neden Patrick?… Vento benim…

Patrick Meg’i hızla uzaklaştırdı yanlarından, Isabel alışık olmadığı böyle bir muameleden huzursuz olmuştu Vento’ya bakıp;

– Neler oluyor Vento? dedi

– Meg içkiyi fazla kaçırmış olmalı… şurda ki Bay Peterson değil mi?

-…

– Hoş geldiniz Bay Peterson bu ne şeref

– Teşekkür ederim Bay Vento davetiniz beni de onurlandırdı. Kasabamızda uzun zamandır böyle bir davet olmadı o yuzden size bir teşekkür borçluyum.

– Ben de davetime cevap verdiğiniz için çok teşekkür ederim Bay Peterson, yalnız bilmenizi isterim ki bu teşekkürü Bayan İsabel hakkediyor çünkü o olmasaydı bu kadar güzel bir davet olmazdı.

– İsabel tıpkı babası Bronson gibi detaycı mükemmeliyetçi harika bir kızdır. Çok akıllı olduğunu da bilmenizi isterim.

– Bay Peterson iltifatlarınız için çok teşekkür ederim sadece birkaç önemsiz fikir işte…

– Ve alçakgönüllü olduğunu da gördünüz Vento, neyse sizleri fazla tutmak istemem diğer davetliler sizi tanımak istiyor.

– O zaman size iyi eğlenceler Bay Peterson içkinin ve yemeğin tadını çıkarın.

Aydan Erdoğan: ''HIRS'' Yazı Dizisi

İsabel’in aklında sürekli Meg vardı, kim olduğunu merak etmişti, Vento’ya soramayacağı kesindi.

Gregory’i görmek istiyordu gözleriyle onu aradı, görünürde yoktu acaba ona veda etmeden gitme kabalığını yapar mıydı?

Gecenin kalan saatlerinde Vento Isabel’i mümkün olduğunca yanından ayırmadı, Patrick, Mac ve Meg kaybolmuştu.

Isabel çok sıkılmıştı biran önce eve gitmek istiyordu etrafına bakınıp anne ve babasını arıyordu, onlar bir köşede Verna, Suzy ve eşi Richard ile sohbet ediyorlardı.

Isabel Vento’dan kurtulup yanlarına gitti, usulca annesinin kulağına eğilip gitmek istediğini söyledi.

Davetlilerde yavaş yavaş ayrılmaya başlamışlardı, Vento davetten önce Bronson’a evlerine  kadar onlara eşlik etmek istediğini söylediğinden Veronica İsabel’e beklemesini söyledi.

Vento’nun bu ısrarı İsabel’in artık iyice canını sıkmaya başlamıştı.  Biraz sonra herkes dağılmıştı  Alfred aracın hazır olduğunu patronu Vento’ya söyledi.

– Bay Bronson Bayan Veronica İsabel eğer hazırsanız yola çıkabiliriz.

– Evet evet çok yorgunum artık gidelim.

– Haklısın Veronica ben de yoruldum, malum yaşlılık…

Evden çıkıp aracın yanına giderken Vento Veronica’nın koluna girip ona eşlik etti. Bronson kızı İsabel’in huzursuzluğunu hissetmiş olmalıydı ki;

– İsabel kızım neyin var?

– Eve gidince eğer yorgun olmazsanız sizinle konuşmak istiyorum.

– Tabi ki sen sakın canını sıkma güzel kızım…

Aracın yanına geldiklerinde Vento arka kapıyı açıp Veronica’nın binmesine yardım etti, İsabel’i de küçük bir referansla annesinin yanına oturmasını işaret etti, Bronson bu arada ön tarafa oturdu, aracı Vento kullanıyordu.

Yola çıkar çıkmaz davet konusunda fikirlerini sordu.

İsabel cevap vermedi annesi ve babası memnun olduklarını söyleyip davet için teşekkür ettiler.

Vento’da yeni komşuları ile tanıştığına çok sevindiğini söyledi.

Herkes hakkında izlenimlerinden bahsetti hatta Bayan Verna’nın aşırı derecede dedikoducu olduğunu kafasından hikayeler uydurduğunu söyledi.

İsabel bu tespite şaşırdı Verna çok konuşan bir kadın doğru, kocası öldükten sonra bu daha fazla arttı ama hikaye uydurduğuna hiç şahit olmamıştım, hem kasabaya yeni gelen Vento bunu nerden anlamıştı.

Gregory’nin söylediği gibi sormalı mıydı?

Yolculuk bitip eve gelince Veronica Vento’yu zamanı varsa çay içmeye davet etti, Vento yarın için çok işi olduğunu, ertesi gün İngiltere’ye gideceğini o yüzden bazı hazırlıklar yapması gerektiğini söyleyip, davete geldikleri için teşekkür edip ayrıldı.

Veronica uyumak istediğini söyleyip odasına gitti, Bronson ve İsabel büyük salona geçtiler, Nicole’den kendilerine kahve getirmesini rica etti Bronson.

– İsabel seni dinliyorum .

– Baba yanılıyorum diye umuyorum yada bilmiyorum ama Vento biraz… gizemli gibi partide gördüklerim beni çok huzursuz etti İngiltere’den gelen 3 arkadaşı vardı belki fark ettiniz yabancı 3 kişi…

– Yoo ben görmedim…

– Garip tiplerdi her hareketleri aşırı denebilecek düzeydeydi yani ne bileyim sanki bir şeyleri saklar gibi…

– Nerden vardın bu kanıya İsabel?

– Bilmiyorum baba sadece hissettim, kahvemizi içip uyuyalım mı? Yarın Gregory’i bulup konuşmak istiyorum çünkü o da gördü sayılır  ve neden davetten öylece çekip gitti anlamak istiyorum.

– Olur kızım…

Gece boyu düşündü… Sabah kahvaltısında ki sessizliği Veronica’nın dikkatini çekti.

– İsabel kızım neyin var yoksa hala yorgun musun?

Bronson konuyu az çok bildiğinden söze girdi.

– İsabel bugün senin için de uygunsa benim bazı banka işlerim var senden onları halletmeni rica ediyorum. Bronson bunu Veronica’nın İsabel’i sıkıştırmaması için söylemişti. Yoksa Bronson her işini kendi yapan biriydi.

– Neden Bronson kendin gidip yapmıyorsun?

– Veronica biraz yorgunum hayatım hem bugünü seninle çiftlikte geçirmek istiyorum, uzun zamandır bunu yapmadık biliyorsun sen çok seversin nehir kenarında gezinti yapmayı…

– Ah evet evet Bronson bu harika olur.

– O zaman ben kalkıyorum anne baba size iyi günler…

Hazırlanıp evden çıktı, Gregory’in bürosuna giden yola girince büronun 3 bina ötesinde ki otelin önünde iki adamın hararetli bir şekilde tartıştıklarını fark etti onlar Mac ve Patrick’ti dün gece Vento’nun tanıştırdığı eski ortakları…

Kasabadan ayrılmamışlar oysa kaçar gibi gitmişlerdi davetten ve Meg yoktu yanlarında…

Isabel yaklaşıp dinlemek istedi bunu yapmayı kendine yakıştıramıyordu ama çok merak ediyordu…

Patrick otelden içeri girdi Mac birkaç saniye durup “Lanet olsun Pat o bizim için yine işe yarayacaktı, şimdi yok” dedi.

Bunu hemen Gregory ile paylaşmak istedi.

Dönüp Gregory’nin bürosuna gitti, sekreteri henüz gelmediğini akşam üstüne doğru geleceğini bazı davalar için şehre gittiğini söyledi.

Eve gitmek istemiyordu biraz düşünüp Gregory’nin sekreterinden nereye gittiğini öğrenip şehre gitmeye karar verdi.

Gregory İsabel’i karşısında görünce çok şaşırdı.

-İsabel ne işin var burada?

– Senin için geldim Gregory, sekreterin burada olduğunu söyledi. Ona kızma ben çok ısrar ettim seninle konuşmam gerekiyor.

– Hayır İsabel tabi ki çok sevindim. Yalnız biraz işlerim var onları halledeyim sonra burada şık bir restoran var birlikte güzel bir yemek yiyelim olur mu?

– Peki Gregory…

Bu arada Vento hazırlıklarını tamamlayıp yola çıkacakken Hermies ailesini ziyaret etmeye karar verdi. İsabel’in evde olmaması canını sıkmıştı, bir fincan çay içip gitti.

Veronica bunun hiç iyi olmadığını Vento’nun iyi bir kısmet olduğunu sanki İsabel’i bankaya göndermenin şimdi sırası mıydı diye söyleniyordu. Bronson karısını dinlemiyordu aklında kızı vardı.

İsabel ve Gregory restorana gelmişlerdi.

– İsabel biftek ve şarabı öneriyorum ne dersin?

– Gayet güzel bir seçim…

– Sen neden geldin bana ne anlatmak istiyorsun İsabel?

– Dün akşam partiden neden erken ayrıldın ve üstelik veda etmeden…

– Sen ve Vento yanımdan ayrılınca ben de bugün ki işlerim için erken ayrılmak zorunda kaldım, seni göremedim, seni kırdıysam özür dilerim.

– Önemli değil Gregory ben sadece çok sıkıldım seni aradım…

– Ne oldu İsabel, sen çok gerginsin…

– Gregory en baştan anlatsam sanırım daha iyi olacak, Vento kasabaya ilk geldiği zamanlarda bazı mali işleri için bir avukata ihtiyaç duyduğunu önerebileceği biri var mı diye sormuştu, ben de seni önerdim ama Vento bunu pek istemedi.

-Aramadı beni, davet gecesi de özellikle karşılaşmamaya çalıştı, peki sen neden huzursuz oldun?

-Babasının cenazesinde olmadığını neden ısrarla reddediyor…

-Isabel dün gece aklıma geldi, Vento babası ölmeden birkaç gün önce de kasabadaydı.

-…

-Cenaze töreninde gördüğüme eminim, hatta daha önce de buradaydı, neden inkar ediyor bir nedeni olmalı…

Sonra ki günlerde bunun için Isabel ve Gregory sık sık buluştular, en doğrusu bunu Vento’nun kendisine sormaktı.

Vento 2 hafta sonra İngiltere’den döndüğünde yeni bir otomobil almıştı, kasaba halkının gözünde çalışkan ve başarılı bir imaj çizmeye çalışıyordu.

Bir akşam üstü Isabel ve annesi Veronica birlikte şehir kulubünden dönerken yolda Vento’ya rastladılar yeni otomobili ile onları evlerine bırakmayı teklif etti, Veronica hemen kabul etti yol boyu bu hareketin ne kadar nazikçe olduğunu söyleyip kızı Isabel’in de Vento gibi biriyle… ki aslında tam olarak Vento ile evlenmesini istediğini ima etti, Isabel annesinin bu hareketinden çok utanmıştı, Vento ise oldukça mutluydu.

Veronica akşam yemeğine davet etti, yemek hazırlanana kadar Isabel ile verandada oturmalarını sohbet etmelerini önerdi kendisinin çok işleri olduğunu bahane ederek yanlarından ayrıldı.

-Annen çok harika bir insan Isabel

-Teşekkür ederim Vento, sizin anneniz nasıl… buraya gelmeyi düşünüyor mu?

-Babam ve annem ben çok küçükken ayrılmışlar, annem daha sonra bir Rus generalle evlendi. Adam tam bir başbelasıydı. Eğitim ile ilgili tüm masraflarımı babam karşıladı, general ölünce annem onun hakkında ki tüm gerçekleri anladı adam bir pislikti tüm mirasını Rusya’da yaşayan ilk eşinden olan kızına bırakmıştı, düşünebiliyor musun lanet herifin tüm kahrını ben ve annem çekti o ise … neyse zaten annem de 1,5 sene sonra öldü. Sonra ben de evlendim bir iş kurdum, ortaklarımı tanıyorsun.

İsabel aslında Meg’den bahsetmesini istiyordu.

– Çocuğun var mı?

– Yok… Eşim benden 19 yaş büyüktü, ailesinin tek kızıydı ve babası oldukça zengin bir tüccardı. Birbirimizi çok sevdik hastalanıp ölmeseydi onunla sonsuza kadar evli kalırdım.

– Üzüldüm Vento… Neden öldü eşin?

– Aniden… kalp krizi geçirdi çok uğraştım hayata dönmesi için hastaneye yetişemedi.

– Anlıyorum… seni üzdüm Vento

– Ortakların hala eski işinizle ilgililer değil mi?

– Ah evet, hisselerimi onlara eşit devrettim.

– Peki Meg?

– O ortak dostumuz, daha doğrusu  Patrick’in eski sevgilisi, pek sevmem kendisini zaten davetten sonra kasabadan ayrılmışlar.

-…

Nicole, verandaya gelip yemeğin hazır olduğunu söylemesiyle Vento derin bir nefes aldı.  İsabel Vento’nun rahatlığına bir anlam veremiyordu. Kesinlikle ters giden bir şeyler vardı.

Salona geçtiler, Vento masada İsabel’in yanına oturdu, Bronson dikkatlice Vento’ya bakıyordu. Veronica;

– Servise başlayabilirsiniz Nicole

– Tabi efendim

– Lütfen önce misafirimize

– Artık beni dostunuz olarak kabul edin Bayan Veronica sizlerin bana gösterdiği yakınlık aslında dostluktan ziyade ailem gibi oldunuz.

– Sizde oğlum gibi hatta…

Bronson tarafından izlendiğini anlayan Vento heyecanlı ve sinirliydi, Bronson karısı Veronica’nın sözü nereye getireceğini anladı.

– İşleriniz nasıl Bay Vento?

– Yeniden İngiltere’ye gitmem gerekecek, bazı evraklar için… sonra uzunca bir süre gitmeyi düşünmüyorum. Hatta bu akşam yemeği benim için çok mutluluk verici bir olayı sizin de izniniz olursa… konuşmak istiyorum.

-…

Nicole ve kızı odaya girip servise başlamalarıyla konuşma bölünmüştü. Hermies ailesi şaşkındı. Veronica ;

– Soğan çorbası sever misiniz Bay Vento çünkü bunu en iyi yapan kişi benim tarifimle Nicole’den başkası değil. Ben oldukça soylu bir Fransız aileye mensubum.

– Ne kadar asil olduğunuzu sizi ilk gördüğümde anlamıştım zaten Bayan Veronica…

– Duydun mu Bronson…

– Evet Veronica… İsabel neyin var hiç konuşmuyorsun?

– Sadece biraz başım ağrıyor baba

Vento tedirgin olmaya başlamıştı.

– İsabel sanırım bu akşam biraz serindi ve biz verandada fazla kaldık.

– Öyle olmalı Vento

– İsabel akşam yemeğinden sonra ilaç alıp dinlenirsin yarına hiçbir şeyin kalmaz.

– Peki anne…

– Hepimize afiyet olsun, Nicole ana yemeği de hazırlayın Bay Vento’yu çok iyi ağırlamak istiyorum bu kasaba da yine en iyi Beef Stroganof bizim evimizde olur.

Veronica’nın anlamsız halleri Bronson’u üzüyordu, aklına ilk çocuklarının ölümü geldi nasıl da acı çekmişti, günlerce kendini suçlamıştı oysa hasta doğmuştu bebek doktorlar ellerinden geleni yaptıkları halde iyileşememişti, İsviçre’ye kadar götürmüşlerdi tedavi için, ama ancak cenazesiyle dönmüşlerdi. İsabel’in doğumu çok iyi bir zaman da olmuştu Veronica için, artık üzerine titrediği bir evladı vardı.

En ufak bir rahatsızlığında hatta öksürdüğünde bile panik yapıp ortalığı ayağa kaldırıyordu, neredeyse evde küçük bir hastane kurmuştu, haftanın en az dört günü eve gelen Doktor Bughet…

İsabel’i bizden sonra en iyi tanıyan kişi Doktor Bughet… diye düşünerek gülümsedi Bronson

– Bu çorba seni hep neşelendirir değil mi Bronson?

– Efendim…

– Aaa yine daldın beni dinlemiyorsun…

– Dinliyorum hayatım… evet haklısın çok seviyorum.

– Bay Vento bize bir şey söylecekti, öyle değil mi?

– Evet efendim, buraya sevgili babamın ölene dek yaşadığı kasaba olduğu ve yine sevgili babamın değerli ortağı Bay Bronson ve ailesi ile tanışmak için geldim. Çok şanslıyım ki beni hemen kabul ettiniz aranıza ve hiç yabancılık yaşatmadınız. Kızınız İsabel’de daima yanımda durarak bana destek oldu bu birlikteliğin sonsuza kadar sürmesini istiyorum. Sizlerin huzurunda ve tabi ki sizlerin de onayını alarak kızınız İsabel ile evlenmek istiyorum.

Bronson oturduğu sandalyeden arkasına doğru gerildi, ne söyleyeceğini bilmiyordu, bu bir gün olacaktı ama Vento bu kişi miydi?

Veronica mutlulukla gülümseyerek el çırptı…

– Bence bu uygun sizden daha iyisini bulmamıza imkan yok… dedi.

– Çok teşekkür ederim efendim sizi mahçup etmeyeceğime emin olabilirsiniz. Bay Bronson siz ne diyorsunuz izin verir misiniz?

– Kızım İsabel size bu cevabı versin onun cevabı benim cevabım demektir.

– Öncelikle çok teşekkür ederim Bay Vento benimle evlenmek istemeniz beni şaşırttı ama ben…

– İsterseniz hemen cevap vermeyin bunun için zamana ihtiyacınız olabilir, kabul ediyorum ani oldu ve bu sizi şaşırttı.

– Evet…

Nicole’nin ana yemeği getirmesiyle konuşma yine bölündü, Bridge çorba kaselerini toplamaya başladı, ana yemek tabaklarını masaya koyarken Vento’nun ona baktığını gördü, Vento hınzırca gülümsüyordu, Bridge aceleyle tabakları servis edip odadan ayrılıp mutfağa gitti. Annesi Nicole yanına gelince,

– Anne kim bu Bay Vento

– Bay Bronson’un eski ortağı Bay Dimitri’nin oğlu, bizler onu pek görmedik, kasabadan çok uzun zaman önce ayrıldı annesi ile birlikte, neden sordun Bridge?

– Hiç öylesine annecim…

– Tatlı servisine hazırlanalım.

– Anne tatlıları sen götürür müsün? Ben pek iyi değilim sanırım akşam yemeğini fazla kaçırdım…

– Olur sen odana gidebilirsin gerisini ben hallederim.

Nicole doğduğu günden beri annesiyle beraberdi, babası ve annesi bu evde tanışıp evlenmişlerdi, 5 yıl önce kalp krizinden babasını kaybettiğinde henüz 14 yaşındaydı. Uzun boylu ince yapılı güzel narin bir kızdı, pek fazla dışarı çıkmazdı annesiyle zaman geçirmeyi severdi. Bay Bronson onun da eğitimiyle ilgilenmişti liseyi bitirmesini sağlamıştı. İsabel gibi Nicole’de kitap okumayı severdi. Kütüphaneden İsabel’in kiraladığı kitapları okurdu.

Odasına gidince yatağına uzandı. Belki de yanlış anladım en iyisi uyumak böyle şeyler düşünmek bana yakışmaz diye söylendi.

Salonda yemek bitmişti, Vento ve Veronica bir köşede koyu bir sohbete dalmışlardı, Veronica koltukta oturmuş çay içiyordu, Vento elinde burbon kadehi ile ayakta duruyordu ara sıra İsabel ve babasına bakıyordu.

Baba kız verandaya yakın koltukta oturuyordu, salonun diğer ucunda oldukları için Vento ne konuştuklarını duymuyordu, Veronica’ya dönüp,

– İsterseniz yanlarına gidelim.

– Evet evet bu harika olur.

İsabel babasıyla özellikle yalnız kalmak istiyordu.

– Gregory ile konuşman nasıl geçti İsabel?

– Gregory bana Vento’nun babasının ölümünden birkaç gün önce kasabada olduğunu söyledi.

– Çok ilginç… hatırladığım kadarıyla cenazeye geldiğini söylemişti, daha önce uzun yıllardır gelmemişti babasını görmeye…

– Evet ben de öyle hatırlıyorum, baba farkında mısın çok hızlı bir insan Vento ve beni tanıdığımdan beri hep şaşırtıyor.

– İsabel bilmiyorum belki fazlaca şüpheliyim. Dur annenle bu tarafa geliyorlar.

– …

Veronica ve Vento yanlarına gelince baba kız konuşmayı ertelemeye karar verdiler. Vento elindeki kadehi çeviriyordu sinirli bir hali vardı belli etmemeye çalışıyordu.

– Kendini iyi hissediyorsan veranda da oturalım mı İsabel?

– Ben aslında biraz dinlenmek istiyorum Vento, nazik davetin için çok teşekkür ederim. Sizlere iyi geceler dilerim…

Veronica kızının neden böyle davrandığını anlamıyordu, sanki biraz daha otursa ne olur ki diye düşündü.

– İsabel Vento’ya ayıp olacak.

– Yooo Bayan Veronica hiç önemli değil nasılsa daha çok görüşeceğiz, İsabel iyi geceler, zaten geç oldu ben de gideyim, yorucu bir gündü.

– İyi geceler Vento

– Bay Bronson, Bayan Veronica her şey için teşekkür ederim, özellikle yemekleriniz için Bayan Nicole ve kızı Bridge’ye tarafımdan teşekkür etmenizi rica ediyorum.

– Elbette Vento…

Vento çıkınca Veronica Bronson’a kızgınlıkla bakıp,

– Kızımızın bu hareketi neden yaptığını sabah kahvaltıda mutlaka öğreneceğim dedi.

Ertesi sabah kahvaltıda Veronica sabırsızlıkla İsabel’in gelmesini bekliyordu, Bronson gazete okuyor bir yandan da çayını yudumluyordu. Nicole masaya meyve tabağını bırakırken Veronica;

– Nicole İsabel uyandı mı?

– Evet efendim birazdan salona inecekler.

– Peki teşekkür ederim.

Nicole odadan çıkarken İsabel gülümseyerek içeri girdi.

– Günaydın mutlu sabahlar…

– Günaydın kızım

– Yine haklısın Bronson, biraz fazla heyecanlandım galiba umarım Vento bunu hissedip yanlış anlamaz.

– Yo sanmıyorum eğer öyle anlarsa biz de teklifine evet demeyiz olur biter…

– Bronson lütfen…

– Veronica biricik aşkım alınma lütfen sadece biraz gülelim daha sabahın ilk saatleri gecenin gerginliğini atalım, İsabel haydi kahvaltımız bitsin seninle göl kenarında biraz dolaşalım.

– Peki babacığım.

Kahvaltı bittikten sonra hep birlikte veranda da kahve içtiler, Veronica hiç durmadan konuşuyordu neredeyse düğünü bile organize etmişti, bir anne olarak kızının evlenmesini istiyordu bu istek Bronson için de normaldi ama henüz tam olarak tanımadıkları Vento onu endişelendiriyordu.

– Çıkalım mı kızım?

– Olur…

– Veronica hayatım biz biraz kızımla dolaşalım, çok geç kalmayız. Hoşçakal tatlım…

– Öğlen yemeğine geç kalmayın.

– Hoşça kal annecim

Baba ve kızı çiftlikten çıkıp göl kenarına kadar yürürken çiftlikte yapılması gereken bazı tadilatlardan konuştular, yakında emekli olacak bahçıvan Gusto’nun yerine alınacak kişinin durumu konusunda bir karar vermeleri gerekiyordu, Bronson kızı büyürken ilerde yaşayacağı sorunlarda bir oğlu olsaydı sanki daha iyi bir yardımcı olacağını düşünürdü kimi zaman, ama zaman onu haksız çıkarmıştı, bir kız evlat İsabel onun için çok büyük bir şanstı kızı hem akıllı hem de çok çalışkandı.

Göl kenarına geldiklerinde İsabel,

– Baba Vento’nun çiftliğininin dışında ki şu büyük orman ne kadar bakımsız duruyor neden orası için bir şeyler yapmıyor ki Vento?

– Dimitri’de pek ilgilenmezdi, çok söyledim oysa… sevmiyorum orayı derdi orada ki uçurum onu korkutuyordu sanırım…

– Uçurum mu? Ben hiç gitmedim oraya…

– Dimitri ile bir kez gitmiştik çok sık ağaçlar var hatta birlikte bir şeyler yapalım istedim.

– Ne söyledi?

– Dediğim gibi ilgilenmedi bile, neyse boşver sen Vento’nun teklifine ne diyorsun İsabel?

– Bilmiyorum baba, bu beklediğim bir teklif değildi, sizce ne yapmalıyım?

– Tabi ki son karar senin, bana sorarsan Vento’yu araştırmalıyız, yani bunu benim yapmam gerek biliyorsun sen benim kıymetlimsin İsabel…

– Canım babacığım çok teşekkür ederim.

Baba kız biraz daha dolaşıp sohbet ettiler sonunda Bronson’nun birkaç gün sonra İngiltere’ye gidip Vento’nun eski yaşadığı yerde onu araştırmasına karar verdiler.

Eve döndüklerinde öğlen yemeği hazırdı Veronica onları bekliyordu, Bridge servis yapıyordu.

– Hoşgeldiniz

– Hoş bulduk Veronica nasılsın hayatım?

– Siz yokken mahzenle ilgilendim Bronson, yakında önemli davetler olabilir Fransa’dan kaliteli şaraplar getirmeliyiz.

– Veronica öncelikle halletmemiz gereken bir şey var, Vento’nun teklifiyle ilgili… Pek tanımıyoruz biliyorsun babası Dimitri gibiyse çok güzel bir evlilik olur ama bunu anlamak için benim İngiltere’ye gidip biraz araştırma yapmam gerekiyor öyle değil mi?

– Evet evet haklısın… yalnız bunu hemen yapalım olur mu Bronson?

– Anne acele etmeyelim bence babam işlerini halledip uygun bir zaman da gidip gelir. Ben yemekten sonra Şehir Kulübüne gideceğim, istediğin bir şey var mı anne?

– Bayan Verna’ya uğrar mısın? Benim için getirdiği kumaşlar vardı çok ağır değildir onu rica ediyorum.

– Peki anneciğim memnuniyetle…

Yemekten sonra İsabel önce Şehir Kulübüne gitti orada arkadaşı Emilie ile karşılaştı.

– Emilie nasılsın?

– İsabel uzun zaman oldu görüşmeyeli, ben iyiyim sen nasılsın?

– Teşekkür ederim Emilie, evet uzun zaman oldu.

– Birlikte çay içip sohbet edecek zamanın var mı?

– Tabi ki sen sormasan ben teklif edecektim.

– Nasıl gidiyor hayat neler yapıyorsun Gregory ile görüşüyor musun?

– Pek bir değişiklik yok hemen hemen aynı çoğunlukla evdeyim, Gregory ile fırsat buldukça görüşüyoruz.

– Ne güzel, ben de bazen karşılaşıyorum Gregory ile hala Rick hakkında konuşuyoruz, neredeyse 3 yıl oldu ve hala bir haber yok. İsabel bazen ölecek gibi oluyorum, nefes alamıyorum, sürekli aklımda geceleri hiç durmadan düşünüyorum, rüyamda arıyorum sanırım yakında delireceğim.

Emilie ağlamaya başladı, İsabel kalkıp arkadaşının yanına oturdu teselli etmek için sarıldı.

– Emilie Emilie lütfen ağlama…

– İsabel bu hiç kolay değil biz evlenecektik, biliyorsun çocukluğumuzdan beri hep birlikteydik sonra okullar işimiz derken ayrıldık ama biz Rick ile hiç ayrılmadık… onu çok özlüyorum…

– Biliyorum Emilie, hayallerimiz vardı…

– Bir tek Gregory hayalini gerçekleştirdi. Biz evlenecektik sen ünlü bir yazar olacaktın…

Rick  Emilie ile planlanan düğünden bir hafta önce kaybolmuştu. Tüm kasaba ve güvenlik güçleri aylarca aramışlardı sonunda Emilie hariç herkes ümidini kesti.

Kimse ne olduğunu bilmiyordu. Kimi zamanlar İsabel’de düşünüyordu bir insan bu kadar mutluyken nereye giderdi hem de ortada hiçbir sorun yokken…

İsabel ve Emilie bir süre daha oturdular, Emilie biraz daha sakinleşmişti ama hala çok üzgündü.

Ayrıldıktan sonra İsabel Bayan Verna’nın evine gitti, kapıyı Verna’nın yardımcısı Hilary açtı.

– Buyrun Bayan İsabel Bayan Verna sizi bekliyor.

14.Bölüm

Bayan Verna şatafatlı yaşamayı çok seviyordu evi adeta bir müzeyi andırıyordu. Kocası ölünce yalnız kalmıştı çocuğu yoktu. Zamanını genellikle evde pencere önünde geçiriyordu. İsabel’in gelecek olması Verna’yı çok sevindirmişti.

İsabel’i görür görmez ayağa kalktı.

– İsabel güzel kızım hoş geldin nasılsın?

– Hoş buldum Bayan Verna, iyiyim siz nasılsınız?

– Seni gördüm ya çok iyiyim, buyur verandaya çıkalım, senin geleceğini öğrendikten sonra Hilary ile konuştum. Ona senin için pasta ve çörek yaptırdım, çay hazırlattım, benim en sevdiğim en değerli arkadaşımın kızı geliyor dedim, seni tanıyor ama ben yine de ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlamasını sağladım.

– Çok teşekkür ederim efendim…

– Yabancı gibi durmasana buyur otur haydi

– …

– Annen nasıl keşke O’da burada olsaydı, aslında hafta sonu gelecekti… bir işi çıkmazsa tabi ki, inanır mısın o kadar sıkılıyorum ki bu koca evde, Hilary olmasa delirebilirim belki…

– Sanırım gelir annem

– Annenin istediği bazı kumaşlar vardı birkaç örnek istedi evin koltuklarını mı değiştirecekmiş herhalde… (gülerek konuşmaya devam etti) sanırım önemli bir misafir ve çok güzel bir olay varmış…

– Öyle mi?

– Lafı fazla uzatmayayım İsabel annen seni buraya Vento hakkında konuşmam için gönderdi, O bize göre oldukça iyi bir kısmet bizce sen de öyle düşünmelisin… Zengin, çalışkan ve senden hoşlanıyor ayrıca çok da yakışıklı… insan başka ne ister ki?

– Ben düşünmek istiyorum Bayan Verna…

– Fazla düşünme çünkü böyle biriyle evlenmek için kasaba da can atan bir sürü kız var aksi halde onu kaçırabilirsin.

– …

– Hem annen artık senin evlendiğini görmek istiyor. Ayrıca ben de bunu istiyorum biliyorsun benim çocuğum yok senin ikinci annen sayılırım.

– Peki Bayan Verna

– Hilary çay servisine başlar mısın?

– Hemen efendim…

Hilary çay ve ikramları getirip servis yaptıktan sonra yanlarından ayrıldı, Verna Vento’yu övüp İsabel’i ikna etmeye çalıştı, İsabel’e Vento’nun evine gitmesi gerektiğini en azından ilerde yaşayacağı evi görmesinin gerektiğini söyledi.

Bu evlilik her iki taraf içinde gayet uygundu çünkü babaları eski ortak ve çok iyi dosttular.

İsabel annesinin siparişlerini alıp aklı karışmış bir halde eve geldi.

Babasına Verna ile konuştuklarını anlattı, Bronson iki yada üç gün sonra İngiltere’ye gideceğini söyledi. O akşam yemekteyken Vento telefonla Bronson’u aradı, Hermies ailesini yarın akşam için yemeğe davet ediyordu hatta onları alması için otomobilini saat yedide evlerine göndereceğini söyledi.

Bronson emrivaki sevmemesine rağmen Veronica’nın sessiz ısrarı karşısında kabul etmek zorunda kaldı.

Ertesi gün sabah kahvaltısında hiç kimse akşam yemeği hakkında konuşmadı, saat tam yedide Vento’nun yardımcısı ve aynı zamanda şoförü olan Alfred onları almaya gelmişti, kapıyı açan Nicole odaya gelip hazırlanıp bekleyen Hermies ailesine Alfred’in geldiğini bildirdi.

Veronica önde Bronson ve İsabel yan yana dışarı çıktılar, otomobile binip yola çıktılar.

Alfred yaklaşık 10 yıldır Vento’nun hizmetinde çalışıyordu, pek konuşmayı sevmeyen bir insandı, zayıf uzun boylu olmasına rağmen güçlü keskin bir yüzü vardı hatta korkutucu bir surat ifadesine sahipti, tanımayan biri O’nun hapisten kaçmış bir katil olabileceğini bile düşünebilirdi.

Eve geldiklerinde Alfred çevik bir hareketle otomobilden inip arka kapıyı açtı Veronica ve İsabel araçtan inerken Bronson kapıyı açıp kendisi indi. Hava serindi İsabel kollarını kavuşturdu derin bir nefes aldı.

Kapıyı hizmetçi açtı.

– Hoş geldiniz efendim, Bay Vento sizi büyük salonda bekliyor.

– Teşekkür ederiz.

İçeri girdiklerinde davetten sonra evde ki değişiklik hemen göze çarpıyordu, girişte paha biçilmez tablolar asılıydı bu görüntü Bronson’u etkilemişti ve hemen incelemeye başladı. İsabel ve annesi salona doğru yürüdüler. Vento şöminenin başında ayakta bekliyordu kapıda görür görmez

– Hoş geldiniz efendim, davetimi kabul etmeniz beni çok mutlu etti, Bay Bronson yok mu?

– Babam girişte ki tablolara daldı, gerçekten çok güzeller…

– Teşekkür ederim İsabel, isterseniz biz masaya geçelim Bay Bronson’da şimdi gelir.

– Evet

O sırada odaya Bronson girdi.

– Vento gerçek bir paha biçilemez sanat şaheseri bunlar en az baban kadar sanatsever olman beni etkiledi.

– Teşekkür ederim efendim, hoşunuza gitmesi beni mutlu etti. İsterseniz yemeğe geçelim. Umarım yemek seçimim de hoşunuza gider özellikle Bayan Veronica için…

– Çok naziksiniz Vento

Hizmetliler masada yemek servisi yapıp odadan ayrılınca Vento kendi eliyle şarap servisi yaptı. Bronson’a fikrini sormayı ihmal etmeden,

– 1860 Fransız şarabı umarım beğenirsiniz Bay Bronson

– Şüphesiz mükemmel bir seçim, biz genellikle kutlama yaptığımız zamanlarda tercih ederiz.

– Benim de niyetim bu efendim, teklifim hakkında…

Veronica konuşmanın arasına dalıp;

– Ventocuğum Bronson seni soruşturmadan cevap vermeyeceğiz.

-… Vento bu cevaba çok bozulmuştu, tahmin etmediği bir şeydi, hızlıca karar vermeden sakince;

– Tabi ki tabi ki bu en doğal hakkınız…

Bronson ve İsabel gerilmişti. Bronson;

– Yoo öyle soruşturma falan değil Veronica yanlış anlamış belli ki sadece bir şirket ortaklığı işim vardı İngiltere’de ve hazır gitmişken senin eski şirketine de uğrarım demiştim. Ahh Veronica beni hiç dinlemiyorsun.

– Yine haklısın Bronson, biraz fazla heyecanlandım galiba umarım Vento bunu hissedip yanlış anlamaz.

– Yo sanmıyorum eğer öyle anlarsa biz de teklifine evet demeyiz olur biter…

– Bronson lütfen…

– Veronica biricik aşkım alınma lütfen sadece biraz gülelim daha sabahın ilk saatleri gecenin gerginliğini atalım, İsabel haydi kahvaltımız bitsin seninle göl kenarında biraz dolaşalım.

– Peki babacığım.

Kahvaltı bittikten sonra hep birlikte veranda da kahve içtiler, Veronica hiç durmadan konuşuyordu neredeyse düğünü bile organize etmişti, bir anne olarak kızının evlenmesini istiyordu bu istek Bronson için de normaldi ama henüz tam olarak tanımadıkları Vento onu endişelendiriyordu.

– Çıkalım mı kızım?

– Olur…

– Veronica hayatım biz biraz kızımla dolaşalım, çok geç kalmayız. Hoşçakal tatlım…

– Öğlen yemeğine geç kalmayın.

– Hoşça kal annecim

Baba ve kızı çiftlikten çıkıp göl kenarına kadar yürürken çiftlikte yapılması gereken bazı tadilatlardan konuştular, yakında emekli olacak bahçıvan Gusto’nun yerine alınacak kişinin durumu konusunda bir karar vermeleri gerekiyordu, Bronson kızı büyürken ilerde yaşayacağı sorunlarda bir oğlu olsaydı sanki daha iyi bir yardımcı olacağını düşünürdü kimi zaman, ama zaman onu haksız çıkarmıştı, bir kız evlat İsabel onun için çok büyük bir şanstı kızı hem akıllı hem de çok çalışkandı.

Göl kenarına geldiklerinde İsabel,

– Baba Vento’nun çiftliğininin dışında ki şu büyük orman ne kadar bakımsız duruyor neden orası için bir şeyler yapmıyor ki Vento?

– Dimitri’de pek ilgilenmezdi, çok söyledim oysa… sevmiyorum orayı derdi orada ki uçurum onu korkutuyordu sanırım…

– Uçurum mu? Ben hiç gitmedim oraya…

– Dimitri ile bir kez gitmiştik çok sık ağaçlar var hatta birlikte bir şeyler yapalım istedim.

– Ne söyledi?

– Dediğim gibi ilgilenmedi bile, neyse boşver sen Vento’nun teklifine ne diyorsun İsabel?

– Bilmiyorum baba, bu beklediğim bir teklif değildi, sizce ne yapmalıyım?

– Tabi ki son karar senin, bana sorarsan Vento’yu araştırmalıyız, yani bunu benim yapmam gerek biliyorsun sen benim kıymetlimsin İsabel…

– Canım babacığım çok teşekkür ederim.

Baba kız biraz daha dolaşıp sohbet ettiler sonunda Bronson’nun birkaç gün sonra İngiltere’ye gidip Vento’nun eski yaşadığı yerde onu araştırmasına karar verdiler.

Eve döndüklerinde öğlen yemeği hazırdı Veronica onları bekliyordu, Bridge servis yapıyordu.

– Hoşgeldiniz

– Hoş bulduk Veronica nasılsın hayatım?

– Siz yokken mahzenle ilgilendim Bronson, yakında önemli davetler olabilir Fransa’dan kaliteli şaraplar getirmeliyiz.

– Veronica öncelikle halletmemiz gereken bir şey var, Vento’nun teklifiyle ilgili… Pek tanımıyoruz biliyorsun babası Dimitri gibiyse çok güzel bir evlilik olur ama bunu anlamak için benim İngiltere’ye gidip biraz araştırma yapmam gerekiyor öyle değil mi?

– Evet evet haklısın… yalnız bunu hemen yapalım olur mu Bronson?

– Anne acele etmeyelim bence babam işlerini halledip uygun bir zaman da gidip gelir. Ben yemekten sonra Şehir Kulübüne gideceğim, istediğin bir şey var mı anne?

– Bayan Verna’ya uğrar mısın? Benim için getirdiği kumaşlar vardı çok ağır değildir onu rica ediyorum.

– Peki anneciğim memnuniyetle…

Yemekten sonra İsabel önce Şehir Kulübüne gitti orada arkadaşı Emilie ile karşılaştı.

– Emilie nasılsın?

– İsabel uzun zaman oldu görüşmeyeli, ben iyiyim sen nasılsın?

– Teşekkür ederim Emilie, evet uzun zaman oldu.

– Birlikte çay içip sohbet edecek zamanın var mı?

– Tabi ki sen sormasan ben teklif edecektim.

– Nasıl gidiyor hayat neler yapıyorsun Gregory ile görüşüyor musun?

– Pek bir değişiklik yok hemen hemen aynı çoğunlukla evdeyim, Gregory ile fırsat buldukça görüşüyoruz.

– Ne güzel, ben de bazen karşılaşıyorum Gregory ile hala Rick hakkında konuşuyoruz, neredeyse 3 yıl oldu ve hala bir haber yok. İsabel bazen ölecek gibi oluyorum, nefes alamıyorum, sürekli aklımda geceleri hiç durmadan düşünüyorum, rüyamda arıyorum sanırım yakında delireceğim.

Emilie ağlamaya başladı, İsabel kalkıp arkadaşının yanına oturdu teselli etmek için sarıldı.

– Emilie Emilie lütfen ağlama…

– İsabel bu hiç kolay değil biz evlenecektik, biliyorsun çocukluğumuzdan beri hep birlikteydik sonra okullar işimiz derken ayrıldık ama biz Rick ile hiç ayrılmadık… onu çok özlüyorum…

– Biliyorum Emilie, hayallerimiz vardı…

– Bir tek Gregory hayalini gerçekleştirdi. Biz evlenecektik sen ünlü bir yazar olacaktın…

Rick  Emilie ile planlanan düğünden bir hafta önce kaybolmuştu. Tüm kasaba ve güvenlik güçleri aylarca aramışlardı sonunda Emilie hariç herkes ümidini kesti.

Kimse ne olduğunu bilmiyordu. Kimi zamanlar İsabel’de düşünüyordu bir insan bu kadar mutluyken nereye giderdi hem de ortada hiçbir sorun yokken…

İsabel ve Emilie bir süre daha oturdular, Emilie biraz daha sakinleşmişti ama hala çok üzgündü.

Ayrıldıktan sonra İsabel Bayan Verna’nın evine gitti, kapıyı Verna’nın yardımcısı Hilary açtı.

– Buyrun Bayan İsabel Bayan Verna sizi bekliyor.

14.Bölüm

Bayan Verna şatafatlı yaşamayı çok seviyordu evi adeta bir müzeyi andırıyordu. Kocası ölünce yalnız kalmıştı çocuğu yoktu. Zamanını genellikle evde pencere önünde geçiriyordu. İsabel’in gelecek olması Verna’yı çok sevindirmişti.

İsabel’i görür görmez ayağa kalktı.

– İsabel güzel kızım hoş geldin nasılsın?

– Hoş buldum Bayan Verna, iyiyim siz nasılsınız?

– Seni gördüm ya çok iyiyim, buyur verandaya çıkalım, senin geleceğini öğrendikten sonra Hilary ile konuştum. Ona senin için pasta ve çörek yaptırdım, çay hazırlattım, benim en sevdiğim en değerli arkadaşımın kızı geliyor dedim, seni tanıyor ama ben yine de ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlamasını sağladım.

– Çok teşekkür ederim efendim…

– Yabancı gibi durmasana buyur otur haydi

– …

– Annen nasıl keşke O’da burada olsaydı, aslında hafta sonu gelecekti… bir işi çıkmazsa tabi ki, inanır mısın o kadar sıkılıyorum ki bu koca evde, Hilary olmasa delirebilirim belki…

– Sanırım gelir annem

– Annenin istediği bazı kumaşlar vardı birkaç örnek istedi evin koltuklarını mı değiştirecekmiş herhalde… (gülerek konuşmaya devam etti) sanırım önemli bir misafir ve çok güzel bir olay varmış…

– Öyle mi?

– Lafı fazla uzatmayayım İsabel annen seni buraya Vento hakkında konuşmam için gönderdi, O bize göre oldukça iyi bir kısmet bizce sen de öyle düşünmelisin… Zengin, çalışkan ve senden hoşlanıyor ayrıca çok da yakışıklı… insan başka ne ister ki?

– Ben düşünmek istiyorum Bayan Verna…

– Fazla düşünme çünkü böyle biriyle evlenmek için kasaba da can atan bir sürü kız var aksi halde onu kaçırabilirsin.

– …

– Hem annen artık senin evlendiğini görmek istiyor. Ayrıca ben de bunu istiyorum biliyorsun benim çocuğum yok senin ikinci annen sayılırım.

– Peki Bayan Verna

– Hilary çay servisine başlar mısın?

– Hemen efendim…

Hilary çay ve ikramları getirip servis yaptıktan sonra yanlarından ayrıldı, Verna Vento’yu övüp İsabel’i ikna etmeye çalıştı, İsabel’e Vento’nun evine gitmesi gerektiğini en azından ilerde yaşayacağı evi görmesinin gerektiğini söyledi.

Bu evlilik her iki taraf içinde gayet uygundu çünkü babaları eski ortak ve çok iyi dosttular.

İsabel annesinin siparişlerini alıp aklı karışmış bir halde eve geldi.

Babasına Verna ile konuştuklarını anlattı, Bronson iki yada üç gün sonra İngiltere’ye gideceğini söyledi. O akşam yemekteyken Vento telefonla Bronson’u aradı, Hermies ailesini yarın akşam için yemeğe davet ediyordu hatta onları alması için otomobilini saat yedide evlerine göndereceğini söyledi.

Bronson emrivaki sevmemesine rağmen Veronica’nın sessiz ısrarı karşısında kabul etmek zorunda kaldı.

Ertesi gün sabah kahvaltısında hiç kimse akşam yemeği hakkında konuşmadı, saat tam yedide Vento’nun yardımcısı ve aynı zamanda şoförü olan Alfred onları almaya gelmişti, kapıyı açan Nicole odaya gelip hazırlanıp bekleyen Hermies ailesine Alfred’in geldiğini bildirdi.

Veronica önde Bronson ve İsabel yan yana dışarı çıktılar, otomobile binip yola çıktılar.

Alfred yaklaşık 10 yıldır Vento’nun hizmetinde çalışıyordu, pek konuşmayı sevmeyen bir insandı, zayıf uzun boylu olmasına rağmen güçlü keskin bir yüzü vardı hatta korkutucu bir surat ifadesine sahipti, tanımayan biri O’nun hapisten kaçmış bir katil olabileceğini bile düşünebilirdi.

Eve geldiklerinde Alfred çevik bir hareketle otomobilden inip arka kapıyı açtı Veronica ve İsabel araçtan inerken Bronson kapıyı açıp kendisi indi. Hava serindi İsabel kollarını kavuşturdu derin bir nefes aldı.

Kapıyı hizmetçi açtı.

– Hoş geldiniz efendim, Bay Vento sizi büyük salonda bekliyor.

– Teşekkür ederiz.

İçeri girdiklerinde davetten sonra evde ki değişiklik hemen göze çarpıyordu, girişte paha biçilmez tablolar asılıydı bu görüntü Bronson’u etkilemişti ve hemen incelemeye başladı. İsabel ve annesi salona doğru yürüdüler. Vento şöminenin başında ayakta bekliyordu kapıda görür görmez

– Hoş geldiniz efendim, davetimi kabul etmeniz beni çok mutlu etti, Bay Bronson yok mu?

– Babam girişte ki tablolara daldı, gerçekten çok güzeller…

– Teşekkür ederim İsabel, isterseniz biz masaya geçelim Bay Bronson’da şimdi gelir.

– Evet

O sırada odaya Bronson girdi.

– Vento gerçek bir paha biçilemez sanat şaheseri bunlar en az baban kadar sanatsever olman beni etkiledi.

– Teşekkür ederim efendim, hoşunuza gitmesi beni mutlu etti. İsterseniz yemeğe geçelim. Umarım yemek seçimim de hoşunuza gider özellikle Bayan Veronica için…

– Çok naziksiniz Vento

Hizmetliler masada yemek servisi yapıp odadan ayrılınca Vento kendi eliyle şarap servisi yaptı. Bronson’a fikrini sormayı ihmal etmeden,

– 1860 Fransız şarabı umarım beğenirsiniz Bay Bronson

– Şüphesiz mükemmel bir seçim, biz genellikle kutlama yaptığımız zamanlarda tercih ederiz.

– Benim de niyetim bu efendim, teklifim hakkında…

Veronica konuşmanın arasına dalıp;

– Ventocuğum Bronson seni soruşturmadan cevap vermeyeceğiz.

-… Vento bu cevaba çok bozulmuştu, tahmin etmediği bir şeydi, hızlıca karar vermeden sakince;

– Tabi ki tabi ki bu en doğal hakkınız…

Bronson ve İsabel gerilmişti. Bronson;

– Yoo öyle soruşturma falan değil Veronica yanlış anlamış belli ki sadece bir şirket ortaklığı işim vardı İngiltere’de ve hazır gitmişken senin eski şirketine de uğrarım demiştim. Ahh Veronica beni hiç dinlemiyorsun.

Vento gerginleşen ortamı dağıtmak için,

– Yemekleri soğutmayalım, buyurun lütfen…

– Teşekkürler Vento yemekler ve masa çok güzel görünüyor.

– Beğenmene sevindim İsabel hepsi senin için

Yemek boyunca neşeli görünmeye çalışan Vento sürekli işlerinden bahsetti, konuşmaya hepsi dahil olmuştu, gülerek iki saat geçirdiler, Vento kahveleri kış bahçesinde içmeyi teklif etti hepsi kabul edince birlikte kalkıp bahçeye geçtiler, Vento birkaç dakikalığına izin istedi. Yalnız kalınca Bronson Veronica’ya bu gafı nasıl yapabildiğini sordu.

– Hayatım bunu neden sorun yapıyorsun ki, sen de gördün Vento çok anlayışlı ve kibar bir adam hemen anlayış gösterdi.

– Öyle mi?

– Tabi tabi öyle, İsabel sen de öyle hissettin değil mi?

– Bilmiyorum anne, neyse bırakın bu konuşmayı Vento geliyor.

– Kahveler henüz gelmemiş diyerek yanlarına gelen Vento Bronson’un yanına oturdu;

– Bay Bronson yolculuk ne zaman? diye sordu.

– Yarından sonra Vento ve dediğim gibi eğer eski şirketine gidecek olmamın bir sakıncası varsa iptal edebilirim bu ziyareti

– Yok efendim gitmenizde hiçbir sakınca yok, kahvelerimiz de geldi soğutmadan içelim çünkü bu özel kahveyi Brezilya’dan Bayan Veronica için getirttim kendisi benim gözümde tam bir gurme

– Beni mahçup ediyorsunuz Vento…

-…

Kahveler içildikten ve biraz da sohbetten sonra Bronson eve gitmek için izin istedi. Gitmek için kalktıklarında Vento İsabel’e pazartesi günü öğlen çay içmeye davet etti konuşmak istediğini söyledi, İsabel babasından ve annesinden olumlu cevap alınca kabul etti.

Hermies ailesi yine Alfred tarafından eve bırakıldılar, kapıda onları Gusto ve oğlu Tony karşıladı. Alfred onlarla tanıştı, otomobiller hakkında konuşmaya başladı. Onlar sohbet ederken Hermies ailesi eve girdi, Veronica;

– Çok yorgunum Bronson, ben hemen uyumak istiyorum.

– İyi geceler hayatım…

Bronson Veronica’nın arkasından bakıp; isteyerek yapmıyor biliyorum, en doğrusu bu akşam olanları hiç konuşmamak sonuçta olan oldu diye düşündü.

Herkes, odalarına çekilip akşamı yalnız düşünmeyi tercih etti.

İki gün sonra Pazartesi günü Bronson ve şoförü Tony ile İngiltere’ye gitmek üzere yola çıktılar. Yolda Tony ile Bronson Tony’nin Bridge ile nişanını konuştular. Önümüzdeki ay sonunda yapmayı planladılar. Yolculukları Calais’ten sonrası gemi yolculuğu olacağı için Bronson Paris’te mola vermek istedi. Paris’e kadar oldukça yorucu bir yolculuk yapacaklarını söyledi. Tony acele etmeden gitseler bile gemiye yetişiriz dedi.

San Sebastian yakınlarına geldiklerinde aracın hızı hissedilir derecede artmıştı.

– Yavaş gidelim Tony, sanki biraz hızlandık.

– Hayır efendim hızımız aynı… şu an yokuş aşağı iniyoruz.

– Peki devam edelim Tony

Tony bir süre devam ettikten sonra hızın arttığını hissetti, freni kontrol etti

– Sorun nedir Tony?

– Efendim araca hakim olamıyorum, frenlerde bir şey var…

– Çıkarken kontrol etmedin mi?

– Hayır…

– Dikkatli ol Tony

Tony sürekli frene basıyordu ama nafile sanki otomobil daha da hızlanıyordu, panikten aklına bir türlü vites küçültmek gelmiyordu.

Bu arada İsabel içinde kötü bir his olduğunu annesine söylediğinde Veronica;

– Güzel şeyler düşün kızım, bugün Vento ile buluşacaksınız, dedi.

– Anne bu benim tamamiyle aklımdan çıkmış, hemen hazırlanıp çıkayım.

Veronica gülümseyerek İsabel’in arkasından baktı, kızı sonunda evleniyordu, Bronson ile torunlarını büyüteceklerdi.

İsabel’i almaya Alfred gelmişti bile, çiftliğin girişinde Gusto ile sohbet ediyordu, kapı önünde İsabel’i görünce otomobile binip kapıya kadar geldi, İsabel’in araca binmesi için kapıyı açtı. Otomobilin arka koltuğuna binen İsabel evlerine bakıp, Tanrım…  İçimde ki bu his nedir diye düşündü, Alfred aynadan ona bakıyordu bir an göz göze geldiler Alfred;

– Gidelim mi efendim? Diye sordu.

– Ah evet gidelim.

Yol boyunca babasını düşündü İsabel.

Eve geldiklerinde Vento kapıda bekliyordu;

– Hoş geldin İsabel.

– Merhaba Vento, hoş buldum.

Vento İsabel’in koluna girmesi için kolunu uzattı, İsebel gülümseyerek bu daveti kabul etti. Birlikte büyük salona geçtiler. Yemek masası, dağ manzarasını görecek şekilde büyük pencerenin önüne hazırlanmıştı. Masaya sarı renkli oldukça hoş çiçekli desenleri olan ipek bir masa örtüsü serilmişti, masanın üstünde; cevizli, fındıklı, vişneli küçük kurabiyeler şık bir tabağa konmuştu, çok özenli bir masaydı. Bu İsabel’i etkilemişti. Vento her şeyi incelikle düşünmüş olmalıydı.

– Beğendin mi İsabel?

– Evet, güzel ve ince…

Vento İsabel’in oturacağı sandalyeyi çekip gülümsedi, İsabel de gülümseyerek oturdu. Kendisi de tam karşısına oturdu. Servis yapıldıktan sonra yardımcı kadın odadan çıktı.

– Bu manzara evde en çok sevdiğim yer, oturup ormana, dağ manzarasına bakmak beni mutlu ediyor, yaşantım burada geçmediği için sanırım, bunun tadını çıkarmaya çalışıyorum, sonra burada kitap okumak, eğer akşam işim yoksa burada yemek yemek iyi hissettiren bir şey… eğer teklifimi kabul edersen bunu seninle yapmayı çok isterim İsabel…

-…

O sırada çalan telefon konuşmayı böldü. İçeri Alfred girdi.

– Kusura bakmayın efendim… Bay Patrick sizi arıyor.

– Teşekkür ederim Alfred, izninle İsabel hemen geliyorum.

– Rica ederim Vento.

Vento odadan ayrılınca İsabel kitapları incelemeye başladı, çoğunlukla okuduğu kitaplardı. Vento ilgisini çekmeye başlamıştı.

Vento’nun odaya girip yanına gelene kadar fark etmedi.

– Arayan Patrick’di… Babanla Bordeaux’da karşılaşmışlar, birlikte oturup uzun uzun sohbet etmişler, hatta baban, sizin mahzen için yüklü bir şarap siparişi vermiş.

-…

– Patrick, babanın beni sorduğunu söyledi, ben de, lütfen kızma bana İsabel, seninle evlenmek üzere olduğumuzu söyledim. Zaten baban da bu konudan bahsetmiş, biraz benim hakkımda konuşmuşlar ve baban sanırım doğru kararı verdim demiş. Ayrılırken Veronica’yı arayacağını söylemiş.

– Öyle mi? Babam da birkaç güne kadar eve gelir. Ben eve gitsem iyi olur, nazik davetin için teşekkür ederim.

– Ben teşekkür ederim İsabel, Alfred seni evinize kadar bırakacak, tekrar görüşmek üzere…

İsabel kapıya doğru yöneldiğinde Vento O’nu kolundan tutup kendine doğru çekti, kalbi hızla çarpmaya başlamıştı, Vento iyice yaklaşıp saçlarını kokladı , fısıldayarak;

– Çok güzel kokuyorsun ve bu beni etkiliyor, dedi.

Kolunu bırakıp, yüzünü avuçlarının arasına alıp dudağından öptü.

– Seni seviyorum, karım olmayı kabul edersen beni dünyanın en mutlu insanı yaparsı n.

-…

İşaret parmağını İsabel’in dudağının üzerine yaklaştırdı.

– Şimdi bir şey söyleme aşkım…

-…

Kapıyı açıp, Alfred’e hazırlanmasını söyledi, yine elele kapıya doğru ilerlediler, İsabel’in beline sarılıp,

– En kısa zamanda yeniden görüşmek dileğiyle, dedi.

Bu öpücük İsabel’in başını döndürmüştü, beklemediği bir şeydi, afallamıştı. Hoşuna gitmişti, Vento’nun teninin kokusu. Yol boyunca dudağında hissettiği sıcaklık geçmemişti. Gülümsüyordu.

Eve döndüğünde annesi verandada oturuyordu. Yanına gidip sarıldı.

– Anne babam aradı mı?

– Aradı ama pek rahat konuşamadık, sesi derinden geliyordu, pek anlaşılmazdı, sadece Vento için olumlu düşünüyorum dedi onu bile birkaç defa tekrar ettirdim. Bir iki güne kadar gelir o zaman daha güzel konuşuruz.

– Evet çok haklısın anne, ben de öyle düşündüm.

– Akşam yemeği hazır, hadi kızım…

– Hazırlanıp geliyorum anneciğim.

Yemekten sonra, İsabel yorgun olduğunu söyleyip odasına çekildi. Gece yarısı çalan kapıyı Nicole açtı, gelenler San Sebastian Polis Departmanında görevli polislerdi. İçeri girmek için izin istediler.

– Buyurun efendim.

– Ev sahibi Bayan Veronica Hermies ile görüşmek istiyoruz.

– Salona buyurun lütfen, ben kendisini çağırayım, az önce odalarına çekildiler.

Polisler içeri girip beklemeye başladılar, Nicole Veronica’yı çağırmaya odasına gitti. Kapıyı çaldı. Veronica içerden;

– Girin diye seslendi.

Nicole kapıyı açıp içeri girdi.

– Özür dilerim Bayan Veronica, az önce polisler geldi, sizinle konuşmak istiyorlar.

– Neee polis mi? Neler oluyor Nicole? Hemen İsabel’i de uyandır, aşağıya gelsin, aman tanrım aman tanrım

– Sakin olun Bayan Veronica lütfen, sağlığınız…

-…

Sabahlığını giyip, aceleyle aşağıya indi, polisler sakin olup, oturmasını söylediler.

– Söyleyin hemen, ne oldu? Neden buradasınız?

– Bayan Veronica Hermies eşiniz Bronson Hermies’in aracı…

O sırada odaya İsabel girdi. Polisin konuşması yarıda kalmıştı.

– Devam edin memur bey babama ne oldu?

Elindeki evraklara bakan polis

– Bayan İsabel Hermies

– Sizi dinliyoruz memur bey

İsabel annesinin yanına gidip elini omzuna koydu.

– Anneciğim sakin ol lütfen…

-…

– Bay Bronson Hermies’in aracı şarampole yuvarlanmış bir halde bulundu. İlk incelemede frenlerde bir sorun olduğunu fark etmiş yetkililer, maalesef kazada babanız ve şoför olay yerinde ölmüş.

Veronica oturduğu koltuktan ayağa kalktı, ahhh Bronson diye inleyip, yere yığıldı. İsabel donup kalmıştı. İçindeki kötü his birdenbire korkuya dönmüştü, babası nasıl olur ölürdü. Bütün evin duvarları üzerine yıkılmış gibiydi, nefes alamıyordu. Nicole fark edip, koluna girdi. Bundan sonrası polislerin ve Nicole’ün hiçbir konuşmasını duymadı. Kendine geldiğinde başında Doktor Bughet vardı.

– Kızım iyi misin?

– Babam… doğrumu…

Cevabı beklemeden ağlamaya başladı. Doktor sakinleştirici iğne yapmak zorunda kaldı.

Derin bir uykuya daldı İsabel, rüyasında büyük salonda üstünde çok güzel bir gelinlikle babasıyla dans ediyordu, neredeyse bütün kasaba ve arkadaşları oradaydı. Babası annesiyle evlendikleri zamandaki gibi gençti, üzerinde beyaz denizci üniforması vardı.

– Baba… Babacığım ne kadar gençsin, seni çok özledim, biliyor musun?

Bronson cevap vermeden gülümsedi. Ayakları yerden kesilmişti, birden bire evin duvarları yok oldu, dans ederek İsabel’in odasına geldiler. Aynanın önünde durdular, Bronson kızına sarıldı.

İsabel aynadan yansıyan görüntülerine bakmak için kafasını çevirdi, babası yanında yoktu. Birden her yer karardı. İçini, boğan, nefes almasını engelleyen bir korku kapladı. Bağırmaya başladı.

– Baba… Babacığım nerdesin, elimi tut, korkuyorum.

Karanlıkta bir el elini tuttu, yaklaştı, tam o sırada dışarıda bir fırtına başlamıştı, gök gürlüyor, şimşekler çakıyordu. Camdan yansıyan şimşeğin ışığı ile elini tutan kişinin Gregory olduğunu anladı, içinde ki korku yerini sonsuza kadar sürecekmiş hissini veren mutluluğa bıraktı. Sıkıca tutup elini,

– Hadi Gregory babamı bulalım, dedi.

Birlikte uçar gibi koşarak dışarı çıktılar, Gregory nefes nefese kalan İsabel’i kucağına aldı, öylece koşmaya devam ettiler. İsabel büyük bir güvenle Gregory’nin boynuna sarıldı. Gücünü hissediyordu. Uçurumun kenarına gelmişlerdi, Gregory İsabel’i kucağından indirdi, yüzüne dolanan saçlarını düzeltip, alnından öptü.

– Babanı burada arayalım, önce buraya gelir, dedi.

– Burası çok karanlık Gregory, ya yolu bulamazsa babam…

– Bak uzaktan biri geliyor, Bay Bronson olabilir. Bunu söyler söylemez, kendini uçurumdan attı. İsabel kan ter içinde uyandı.

Odada yalnızdı, aşağıdan sesler geliyordu. Bu rüya olmalı, babam hayatta evet hayatta, diye düşündü.

Koşarak aşağı indi. Kalabalığın arasında babasını aradı, herkes üzüntü ile bakıyordu, annesi büyük koltukta uzanmış ağlıyordu.  Maalesef yanılmıştı. Kasaba halkı babasının haberini almıştı. Omzuna bir el dokundu, başını çevirip baktığında Gregory’i gördü. Hiç düşünmeden sarılıp, ağlamaya başladı.

– Gregroy iyi ki buradasın, anlamıyorum.

– Feci kaza… ama üzülme polisler ve tüm departman soruşturuyor, az önce aldığım bilgi frenlere dışarıdan müdahale edilmiş. İyice netleştirene kadar annene bir şey söyleme olur mu?

– Peki ama kim yapar bu kötülüğü, babama düşman olan kim?

– Dışarı çıkalım mı?

– Olur, bekle üstüme bir şeyler alayım.

Verandada oturdular. Hava soğuktu, İsabel yeniden ağlamaya başlamıştı. Gregory omzuna elini atıp; Ağla İsabel dedi.

Tüm olanlar hakkında konuştular, babasının sadece Vento için gittiğini, O’nu araştırıp döneceğini söyledi. Gregory bunun nedenini sorduğunda, Vento’nun evlilik teklifini anlatmak zorunda kaldı. Gregory elini çekip, yutkundu. Ayağa kalktı, ellerini cebine koyup sordu.

– Ne cevap verdin İsabel?

-… , babam yoldayken annemi aramış, Vento’yu damat olarak kabul etmiş.

Gregory yüzünü buruşturup, anladım dedi.

 

Ertesi sabah Bronson ve Tony’nin ölüm haberi tüm kasaba halkında büyük bir üzüntüye sebep olmuştu. Cenaze töreni için herkes kiliseye akın etmişti,  Bronson’un büyük kız kardeşi Otilia’da apar topar Portekiz’den gelmişti, yaşlı kadın ve eşi Willy zorlukla ayakta duruyorlardı.

Veronica ve İsabel son görevlerini yapıyorlardı, tabutun yanında duruyorlardı. Nicole ve Gusto’da Tony’nin tabutunun yanında duruyorlardı. Bridge cenazeye gelememişti, sakinleştirici ile uyutuluyordu.

Gregory ön sırada Otilia ve Willy ile oturuyordu. Verna hemen arkalarındaydı.

Rahip, Bay Bronson ve Tony’nin bu feci ölümünün onlara insanoğlunun şu kısacık hayatta sadece iyilik için yaşaması gerektiğini hatırlattığını söyledi.

Eğer bugün tüm kasaba halkı ile burada bu iki insanı Tanrının evine uğurluyorsak bu onların sadece iyilik dolu kalplerinin sonucudur, dedi.

İsabel bu konuşmadan sonra biraz olsun huzur hissetti. Babası ve Tony’nin cennette olduğunu artık biliyordu.

Babam bu kasaba da çok seviliyordu.

Emilie’de cenaze törenine gelmişti. İsabel’in yanında olması gerektiğini düşünüyordu. Mezarlığa gitmeye hazırlanırken Vento koşarak İsabel’in yanına geldi.

Gregory’i göğsünden hafifçe iterek İsabel’in koluna girdi.

– İsabel… İsabel sevgilim, çok üzgünüm, ne zaman, nerde olmuş olay… Ahhh Tanrım hala inanamıyorum.

Gregory yeniden İsabel’in yanına geldi.

– Hadi isabel annen ve halan seni bekliyor.

– Gidelim.

Vento sinirli bir şeklide Gregory’e yaklaştı, fısıldayarak;

– Sen kendini ne sanıyorsun? Burada yapmaya çalıştığını anlamadığımı mı düşünüyorsun? Senin gibileri iyi tanırım, ayağını denk al.

– Burası yeri değil, İsabel ve ailesi şimdi benimle mezarlığa gidecekler, ne sorunun varsa daha sonra halledelim.

– Tamam tamam bu çok uzadı.

-…

Vento kalabalığın arasına katıldı, çok sinirlenmişti, sağa sola bakıyordu, gözleriyle Alfred’i arıyordu. Görür görmez,

– Alfred Alfred buradayım, diye seslendi.

Koşarak yanına gelen Alfred nefes nefese,

– Efendim, Bay Mac ve bay Patrick geldiler, sizi evde bekliyorlar, ben sizin evde olmadığınızı söyledim ama dinlemediler.

– Sakin ol Alfred, sorun yok.

– Sizin cenazede olduğunuzu söyledim.

– İyi yapmışsın Alfred, sen şu İsabel’in yanındaki herife iyice bak, Onunla işimiz var, cenazeden sonra.

– Peki efendim, ilgileniyorum.

– Bensiz bir şey yapma sakın… adam avukat , oldukça nüfuzlu bir çevresi var, İngiliz Polis Departmanında saygı gören bir avukat, çok dikkatli olmamız lazım çok…

– Anladım efendim, çok dikkatli olacağım.

Birlikte yürümeye devam ettiler, mezarlığa geldiklerinde  Rahip yine çok güzel bir konuşma yaptı, herkesten sevgilerini  Bronson ve Tony’e sunmalarını istedi, böylece ikisini sonsuzluğa uğurladılar.

Kalabalık dağılınca Veronica Otilia ve Willy birlikte eve gittiler, İsabel Gregory ve Emilie bir süre daha mezarlıkta kalmak istediler. İsabel sürekli ağlıyordu.

Vento ve Alfred onları uzaktan izliyordu.

– Bay Bronson ve Tony için hepimiz çok üzüldük, çok ani oldu, daha fazla ağlama canım arkadaşım, onların huzuru için… Lütfen, bak hiç olmazsa ziyaret edebileceğin bir mezarı var, eğer Rick ölmüş olsaydı… Tanrım… Affet beni İsabel ne söylediğimin farkında değilim.

– Emilie, istersen İsabel’i içeri götür, ben gidip otomobili hazırlayım, sonra da eve gidelim.

Gregory yanlarından uzaklaşınca Vento hızlı adımlarla İsabel’in yanına gelip, koluna girdi.

– Ahhh aşkım daha fazla kendini harap etme, haydi seni evine götüreyim, izin ver Alfred otomobili getirsin.

– Şey… Bay Vento,  Gregory zaten bunun için…

– Emilie sen onunla gidebilirsin, nişanlım benimle geliyor.

– Siz… İsabel sen Vento ile…

Vento, Emilile’nin konuşmasını dinlemeden İsabel’in koluna girip, konuşarak onu oradan uzaklaştırdı. Birlikte otomobile binip hızla uzaklaştılar. Emilie şaşırmıştı, Gregory yanına gelince;

– Vento İsabel’i evine götürdü.

– Bu adam kendini ne sanıyor? Hadi Emile gidelim.

Eve vardıklarında Vento ve İsabel çoktan gelmişlerdi, herkes büyük salonda oturuyordu. Gregory ve Emilie içeri girince İsabel Emilie’nin yanına geldi;

– Bridge çok üzgün, yanına gidelim mi? Gregory sen burada annemin yanında kal olur mu?

– Tabi sen nasıl istersen İsabel.

Bridge odasındaydı, yatağında dizlerini karnına çekmiş oturuyordu, sakindi, İsabel ve Emile kapıyı çalıp içeri girdiler, Bridge’de hiç tepki olmamıştı.

İsabel yatağın kenarına oturdu, Emilie yatağın yanında ayakta beklemeye başladı.

– Bridge hayatım nasılsın?

– Tony’i düşünüyorum, çok acı çekti mi? Gitmeden bir gün önce Bay Bronson’la konuşacağını söylemişti… Nişandan sonra… yeniden ağlamaya başladı.

– Birlikte atlatacağız Bridge, babam da Tony’de artık huzurla uyuyacak, sen ve ben annelerimiz için güçlü olmalıyız, hem Bay Gusto… O’nun halini bir düşünsene…

İsabel’de kendini daha fazla tutamamıştı ağlamaya başladı, birbirlerine sarılıp hıçkıra hıçkıra ağladılar.

Emilie sessizce odadan ayrılıp, yukarı büyük salona çıktı. Gregory görünürde yoktu, verandaya çıktığında Vento ile tartıştıklarını gördü.

Yanlarına gitmenin kabalık olduğunu düşünüp, yeniden içeri geçti.

Gregory sakinliğini korumaya çalışıyordu. Vento;

– Ben sizin gibilerini çok iyi bilirim, kıskançlığınız yüzünden yüzsüzce yaklaşırsınız, beceriksizliğiniz anlaşılmasın diye her anı kollar, size göre en uygun istismar edilebilecek zamanlarda ortaya çıkarsınız. Aslında… neden sizin için en uygun zaman olan, sırada… yani… Bay Bronson’nun otomobilinde değildiniz?

Beceriksizsiniz, çünkü sevdiğiniz, aslında aşık olduğunuz kadına başka biri hatta sizden daha akıllı daha güçlü daha zengin ve daha yakışıklı bir rakip çıkana kadar beklediniz.

-…

– Neden sustunuz, çünkü haklıyım…  Yenilgiyi kabul edin Bay Gregory… İsabel asla sizi seçmez.

– Bitti mi? … Vento…

– …

Gregory henüz bir adım atmıştı, Vento kolundan tutup kendine çevirdi.

– Bitmedi bu kadar çabuk değil… Seni bir saat sonra kasabanın çıkışında Placer Bar da bekliyorum. Korkmuyorsan gel.

-…

Gregory cevap vermeden uzaklaştı, gidip konuşmak, derdini anlamak gerektiğini düşündü. Emilie ile karşılaştılar.

– İsabel nerede Emilile?

– Bridge’nin yanında, sen ne konuşuyordun Vento ile, bir sorun yok değil mi?

– Yok… Benim acilen çıkmam lazım.

– Tamam

Gregory Veronica’ya uğrayıp, evden çıktı.  Otomobilde Vento’nun kasabaya ilk geldiği günden beri nasıl değiştiğini düşündü.

Başta oldukça kültürlü, anlayışlı, sanatsever, çalışkan, zengin bir insandı. Herkesin gözüne girdi. Babasının ani ölümü… Orası tam bir muamma…

Placer Bar’a geldiğinde Vento kapıda bekliyordu, az ileride Alfred vardı, gözlerini dikmiş bakıyordu.

Gregory sakince otomobilden indi, başıyla selamladı. Vento karşılık vermedi.

– Gelmeyeceğini düşünüyordum.

Gregory uzatmadan sordu.

– Ne istiyorsun?

– Demek acelen var… Peki… Ben ve İsabel evlenmeye karar verdik. Sanırım biliyorsun.

– Evet biliyorum… Senin bütün telaşın bu mu?

-…

– Eğer İsabel teklifini kabul ettiyse buna kimse karışamaz, ama… Senin derdin bizim arkadaşlığımız ise… Buna da sen karışamazsın.

– Çok küstahsın… Eğer çevrene güveniyorsan… Benimle başa çıkamazsın.

Vento elini kaldırıp Gregory’e doğru hamle yapınca, Gregory  elini havada yakaladı, gülümseyerek;

– Sakın Vento…

Alfred hemen koşup gelmişti, Vento diğer elini siper edip O’nu durdurdu.

– Bir şey yok Alfred, beyefendi ile vedalaşıyoruz.

– …

– Tamam efendim… Ben hemen arkanızdayım.

– Bay Gregory… Bir daha karşılaşmamak dileğiyle…

Gregory dönüp otomobiline bindi, şehre doğru yola çıktı. Önce ofisine uğrayıp, oradan İngiltere’ye gitmeye karar verdi.

Scotland Yard’da ki bazı dostlarından Vento hakkında bilgi almayı düşünüyordu. Ofise geldiğinde sekreterinden birkaç kişiyi arayıp bağlamasını söyledi.

Ofisinde oturup beklerken en baştan her şeyi düşündü, gözünün önünden geçenler, Vento’nun kasabaya daha önce birkaç kez geldiğiydi. En az 5 ya da 6 kez karşılaşmışlardı. Özellikle inkar etmesi bir şeyleri gizleme isteğiydi. Eğer böyle ise mutlaka İngiltere’de de hata yapmıştı. Ya gerçekten İsabel’e aşıksa… Çalan telefon ile kendine geldi.

– Merhaba dostum Davern, nasılsın?

– Gregory dostum, iyiyim sen nasılsın?

– Seni fazla meşgul etmek istemiyorum, bundan yaklaşık 1 yıl önce orada yaşayan biri hakkında seninle mutlaka görüşmek istiyorum.

– Tabi… Kim olduğunu öğrenebilir miyim?

– Vento Dimitri Krusier

– Krusier… Hiç yabancı gelmiyor. Walken’de yanımda O’na da sorayım.

– Davern ben birazdan yola çıkıp geliyorum. Akşama yanınızda olurum.

– Evet Gregory, bu daha iyi olur.

– Görüşmek üzere…

Gregory ofiste birkaç dosya alıp, yola çıktı. Birkaç haftadır aklını kurcalayan bu adam hakkında İsabel’in O’na anlattıklarıyla araştırma yapmıştı.

Eğer kuşkularında haklı çıkarsa Rick’in kaybolmasıyla bile ilgisi olabilirdi.

Eve dönen Vento büyük salonda Patrick ve Mackenzie’i bekler halde buldu, kollarını açarak;

– Sevgili dostlarım, hoş geldiniz.

– Bronson’dan ayrılamadın herhalde…

– Bırak bu soğuk şakaları Mac, çok daha ciddi sorunumuz var.

– …

– Vento haklı Mac… Ben biraz araştırma yaptım Gregory’nin sağlam dostları var.

– Ve…  İsabel’e karşı çok hassas… Aşık herhalde. Vento kahkahalarla gülmeye başladı. – Sersem budala herif…

Mac ve Patrick, Vento’yu izliyordu. Bardan üç kadeh ve viski şişesi alıp masaya koydu. Eliyle çenesini ovuşturup,

– Sakin olup, düşünmeliyiz, sakince…

Mac ayağa kalkıp masadaki viskiyi kadehlere doldurup, servis yaptı. Patrick gergin bir halde,

– Ne yapabiliriz Vento… O’nu da mı?

– Gerekirse…  Meg nerde?

– Senin söylediğin gibi… İngiltere’de…

– Arayın gelsin.

– Planın nedir?

– Aslında pek emin değilim ama… Meg’e ihtiyacımız olacak.

Gregory İngiltere’de dostlarıyla yaptığı uzun konuşmada işine yarayacak çok şey öğrenmişti.  Bir gece daha kalıp ertesi gün ofisine uğramaya karar verdi, İsabel’i arayıp her şeyi anlatmalıydı. Akşam yemeğinden önce dolaşmaya karar verdi. Sir John Soane’s Müzesine girdi, biraz kafa dağıtıp, öğrendiklerini kurgulamak istiyordu.

Vento’yu gördüğü ilk gün babasının ölümünden yaklaşık 10 gün önce olmalıydı, kasaba da bir dükkandan çıkıyordu, yanında davette gördüğü bir vardı ismi neydi…

Birde İsabel’in bahsettiği bir kadın vardı… Meg…  Patrick evet ta kendisi…

Dükkan saf alkol satan Peterson’a aitti. Saf alkol nerede kullanılırdı?

Birkaç gün sonra da Rick ile Şehir Kulübünde sohbet ediyorlardı. Zaten sonra Rick kayboldu… Rick?

Babasının ölümünden çok uzun bir süre sonra döndü, neden hemen değil?

Müzeden çıkıp oteline doğru yürüdü, yemek yiyip dinlenmeliydi.

Ertesi gün çok işi vardı, zira bugün çok yorucu geçmişti. Otel odasından isabel’i aramak istedi, saat oldukça geç olmuştu, vazgeçti.

Vento dostlarıyla plan yapmanın keyfiyle kasaba dışında bir bara gidip eğlenmeyi teklif etti.

– Sevgili dostlarım bu benim bekarlığa veda partim, yarın evleniyorum.

Kahkahalarla güldüler. Her şey yolunda gidiyordu. Meg yola çıkmıştı. Patrick huzursuzdu.

– Vento bence para… Biraz az gibi…

– Sen Meg’i tanımıyorsun dostum, o bana deli gibi aşık…

– Yani parasız bile yapardı diyorsun…

– Aptal mısın Mac… O kadar da değil, çeyiz parası biriktirmeye çalışıyor.

Yeniden gülmeye başladılar yaptıkları planın keyfiyle otomobile binip, uzaklaştılar.

Gregory İngiltere’den ayrılmak üzereydi, İsabel için birkaç kitap almak için şehrin en büyük kitap mağazasına gitti.

Etrafa bakınırken önümüzde ki ay The Marriage of Figaro operasının Kraliyet Opera’nda sahneleneceğini gördü, hemen 2 bilet aldı, bu İsabel için büyük moral olurdu.

Ayrıca kasabaya dönünce Veronica’yı ikna ederse Nicole ile birlikte İsviçre’de bir sanatoryumda dinlenmeye yollamanın iyi olacağını düşündü.

Alışverişini tamamladıktan sonra otomobiline binip, yola çıktı. Ofise geldiğinde hava kararmaya başlamıştı, sekreteri gitmişti. Masasında ki notlara baktı…

Şaşırmıştı, Çarşamba günü saat 14:00’da Bayan Meg Frost kendisiyle görüşmek için randevu talep etmişti.

Kasabaya dönüşünü ertelemek zorunda kaldı. Burada ki evinde kalıp o güne kadar öğrendiklerini yazmalıydı.

Vento ve arkadaşları sabaha karşı eve döndüler, zil zurna sarhoştular. Alfred hepsini tek tek odalarına taşıdı. Patronu her yeni işinde böyle kutladığı için alışkındı bu duruma. Sabah daha neşeli olurdu.

Sabah İsabel,  annesi ve halası ile kahvaltı ediyorlardı, Veronica;

– İsabel bugün babanı ziyarete gidelim mi?

– Tabi ki anneciğim…

– Birlikte gidelim kardeşime…

Kahvaltıdan sonra hazırlanmak için herkes odalarına çekildi, evden çıkmak üzereyken telefon çaldı, arayan Gregory’di. – Efendim Gregory… iyiyim teşekkür ederim, sen nasılsın?… Biz babamı ziyarete gidiyoruz… Ne zaman?  Sen nerdesin? Anladım… Bekliyorum… Sen de dikkat et… Görüşürüz…

İsabel alak bullak olmuştu, annesi ve halası ona bakıyordu. Kendini hızlıca toparlayıp,

– Haydi çıkalım, dedi gülümseyerek

Gusto izinli olduğu için yeğeni Turner otomobili kullanıyordu. İsabel duyduklarını bir süre unutmak için Turner’e amcasının durumunu sordu.

– Efendim… Amcam çok sarsıldı, kuzenim Tony O’nun hayatta ki tek dayanağıydı. Ne kadar sürede iyileşir bilmiyorum, yaşlı kalbi buna dayanır mı?

– Bridge’de çok üzgün ve hasta…

– Evet, bu yaz nişan yapacaklardı, Tanrı bilir…

Mezarlığa gelmişlerdi, ziyaretlerini yaparlarken İsabel Vento’yu gördü, ne işi var burada diye düşündü.

Vento gelip İsabel’e sarıldı, İsabel kurtulmak için hamle yapsada başaramadı.

– Buraya geleceğinizi tahmin ettim, kendini eve hapsetmen beni çok üzüyor.

– … Vento çok teşekkür ederim, beni düşünüyorsun ama… Benim annemin yanında kalmam lazım, biliyorsun.

– Biliyorum ama senden bir isteğim var kabul edersen inan ki çok mutlu olacağım… İsabel lütfen kırma beni bu akşam yemeğine bana gel… Hatta annenleri eve bırakıp birlikte bana gidelim.

İsabel Gregory’nin söylediklerini düşündü… Vento’dan uzak dur… gelince anlatacağım…

Vento dakikalarca dil döktü, Veronica’da Vento’dan yana konuşunca İsabel istemeyerek kabul etti. Veronica kendilerini Turner’in bırakacağını, onların gönül rahatlığı ile gidebileceklerini söyledi.

Meg Gregory’nin ofisine yakın bir otele yerleşmişti. Pencereden görebiliyordu, Patrick’e telefon edip geldiğini bildirdi, Vento ile konuşmak istedi, O’nun İsabel’i almak için dışarı çıktığını duyunca, telefonu kapattı, yatağına oturdu ağlamaya başladı…

Bu son olsun artık… Bıktım usandım başkalarıyla paylaşmaktan… Kalkıp kendine bir kadeh şarap koydu, pencereden Gregory’nin ofisine bakmaya başladı, ordaydı çalışıyordu…

Bu adam karşılıksız İsabel’i seviyordu, öyle… Uzaktan… Hiç bitmeyecek bir aşkla… kimbilir kaç yıldır… Belki çocukluğundan beri… Vento olmasaydı belki bu yaz evleneceklerdi… Vento…

İsabel ile Vento eve geldiklerinde akşam yemeği hazırdı. Büyük salona geçtiler, Vento;

– Hemen masaya oturalım, yemek hazır…

– Ben pek aç değilim.

– Lütfen bana eşlik et, bu masa senin için hazırlandı, mumlar, şarap… her şey sevdiğin gibi…

– Vento… Benim için yaptığın her şeye çok teşekkür ederim… Ben… Teklifini kabul etmeyeceğim.

– Neden… Beni reddediyorsun… Baban bile ölmeden önce beni uygun gördü.

– Biliyorum… Annemle konuştular ama… Yinede kabul etmiyorum.

Vento kıpkırmızı olmuştu, çok öfkelenmişti.

– Sen ne saçmalıyorsun İsabel, buraya senin için yerleştim, bir sürü para harcadım, sen kalkmış kabul etmiyorum diyorsun. Şimdi masaya otur ve yemek ye… Unutma artık baban yok ve benimle evleneceksin.

– Kabalaşıyorsun Vento… Buna hiç gerek yok, medeni insanlarız, hem babamın…

– Medeni insanlarız evet çok medeni… Sen kendini ne sanıyorsun… Bu bana üstten bakman artık beni çok rahatsız ediyor.

İsabel hiç beklemediği bir tavırla karşılaşmıştı, kapıya yöneldi. Vento hızla koşup İsabel’i kolundan tuttu, geriye kıvırıp;

– Dur bakalım nereye gidiyorsun, daha konuşmam bitmedi, medeni kadın… hiç sana yakışıyor mu bu kabalık…

– Canımı acıtıyorsun, bırak kolumu…

Kolunu geriye doğru kıvırıp İsabel’i öpmek istedi, İsabel kafasını çevirdi, Vento sinirle koltuğa itekledi İsabel’i, kolunun ve masaya çarpan ayağının acısıyla İsabel çığlık attı, sesleri duyan Alfred odaya girdi…

– Çık dışarı lanet olası… Çabuk arabayı hazırla… Biz birazdan küçük bir gezi yapacağız, ama önce ufak bir işimiz var.

Alfred dışarı çıktı.

– Bu işi küçümsediğim için affet beni sevgilim… Senin ne kadar koyu bir Katolik olduğunu biliyorum… Vento kahkalarla gülmeye başladı. İsabel korkuyordu, nerdeyse uyuşmuş gibiydi.

– Hayır, Vento bunu yapma…

– Neden? Senin ne farkın var… Daha şımarık daha kendini beğenmiş olmandan başka… Babanın ve senin tavrını en başından beri izliyorum… Öyle havadan bakmalarınız… Öyle sıkıcı öyle aptalsınız ki… Ama annen… O’nun sonradan görme halleri…

Bir kadeh şarap alıp İsabel’in karşısına oturdu. Sürekli gülüyordu. İsabel yanına gelmeden önce de içki koktuğunu anladı.

– Sen ve ailen beni hep güldürdü, kasabanın en zengini olmasanız asla sizlerle tanışmazdım, babam… yani kahrolası Dimitri’nin zengin ortağı…

Bir kadeh şarap daha aldı onu da bir dikişte içti. Ayağa kalkmak isterken yeniden oturdu, derin bir nefes aldı yeniden denedi, kalkıp şarap şişesini aldı, yeniden oturdu, kadehini doldurup, bir yudum aldı;

– Rahat mısın sevgilim? Hazır mısın? Büyük aşkın Vento’ya sahip olmaya…

– Sarhoşsun sen…

– Maalesef başka türlü sana katlanamam.

– Aşağılık herif,( İsabel zorlukla ayağa kalktı.) Sakın arkamdan gelme, senin yüzünü bile görmek istemiyorum.

Vento ayağa kalkıp kolundan tutup yeniden koltuğa itti İsabel’i;

– Otur yerine… Sana gidebilirsin demedim… Alfred hazır mı? Alfred nerdesin? Neden bu evde kimse beni duymuyor.

Alfred koşarak odaya geldi.

– Hazır efendim?

– Haydi, İsabel aşkım gidiyoruz.

Vento İsabel’e elini uzattı, gülerek abartılı nezaket gösteriyordu.

İsabel ayağa kalktı, kapıya doğru aksayarak yürüdü ayağının acısından yüzünü buruşturdu.

Dışarı çıktığında hava kararmıştı. Otomobile bindiler, Vento yeni bir şarap şişesi almıştı yanına, yolda şişeden içmeye devam etti, sürekli gülüyordu, saçma sapan espriler yapıyordu.

– Şişeden şarap içmem sizi rahatsız ediyor mu? Asil kişiliğiniz bunu kaldırmaz… Değil mi? Alfred biliyor musun evlilik teklifimi reddetti… Bu ilk kez başıma geliyor…

Otomobil uçurumun kenarına geldi.

– Dur Alfred… Sen kal… İn aşağı İsabel…

– Burası…

– Hadi uzatma in…

İsabel otomobilden indi, karanlıktı, zorlukla birkaç adım attı.

– Acele etme İsabel, daha değil, önce anlatacaklarım var.

– Buraya neden geldik…

– 5 ya da 6 yaşındaydım, annem ve babam yine kavga ediyorlardı. Bu arada arkanda ki taşın üstüne oturabilirsin. Vento’da tam İsabel’in karşısına oturdu.

– Bu kavga diğerlerinden farklıydı, ben çocuk aklı şurada ki ağaç evimdeydim… Şimdi harabe…

Lanet herif ben gittikten sonra zarar vermiş… Neyse… Bütün konuşmaları duydum, onlar beni görmedi…

Dimitri anneme onu aldattığını bağırdı, anneme sürekli fahişe diyordu, anlamını çok sonra öğrendim.

Dimitri anneme; beni o pislik Rusla aldattın, şimdi O piçini al ve defol evimden… Aynen böyle söyledi.

Anneme tokat atınca ben dayanamadım, ağaçtan inip yanlarına koştum anneme sarıldım…

Dimitri; sinsi piç bizi mi gözetliyorsun diyerek beni yakaladığı gibi tam şuraya attı, yere düştüğümde kafam taşa çarptı, kanamaya başladı, o sinirle ayağa kalkıp ona saldırmak istedim annem önüme geçti…

Sonra… (Şaraptan bir yudum daha aldı.) ben… Annemi ittim… Annem uçurumdan aşağı düştü.

Dimitri bana saldırdı; aşağılık piç… Katilsin… Bir fahişeyi öldürdün… Senden ömrün boyunca beklenecek tek şey…

Hala kafamda o sözler… Dimitri beni nüfusundan çıkartmadı, sevdiğinden değil tabi ki kasaba da dedikodu olmasın diye…

Sonra beni evde çalışan Maria ile ilk trenle Rusya’ya yolladı…

Anneme yazdığı bir mektubu bulmuş, gerçekten o herifin oğluymuşum…

Adı Alexander…  Neyse Rusya’ya gittik, Maria ve beni küçük bir eve yerleştirdi. Ara sıra uğrardı, beni döver, Maria’yı sıkıştırırdı.

Biraz para verir giderdi. Yine bir gün eve geldi, o zaman 15 yaşındayım, Mac ile tanıştığımız yıllar…

Patrick ile tanıştırdı beni, sonra Meg… Patrick kimyagerimizdi, ilaçlar hazırlardı, fareler denek olurdu.

Bir gün bir ilaç yaptı. … Çiçeği ile… Zehirini kaynatmış, inanılmaz bir ilaç, fare de sadece kalp krizi ölümü gibi duruyor.

Hemen bir şişe aldım ve ertesi gün Alexander cehennemde… Biricik oğlunun yanında öldü…

Maria çok üzüldü, ben de üzülmesine dayanamadım… O’nu da cehenneme yolladım… 10 yılda 3 cinayet…

Yaşım 25 olunca Dimitri parayı kesti, Rus’ta yoktu artık, çalışmayı sevmiyordum, bir şirket kurduk dördümüz, yaşlı hasta zengin kadınları avlıyorduk… Onları ikna etmek çok kolay…

Bayağı iyi paralar kazandık…  Onlar mutlu ölüyor, biz zengin oluyorduk… Sonra senin gibi evlenmeden olmaz diyen bir budala kız kurusu ile tanıştım, evin tek kızı, kurtulması zor oldu, en az 5 yıllık sözleşme imzalattı pislik babası, neymiş aşka inanmazmış.

Ben de inanmam zaten… Mesele o değil… (Şaraptan dolu dolu birkaç yudum aldı.) Sonuçta iyi paralar kazandık, harcadık, kumar oynadık…

Sen çok akıllı bir kadınsın İsabel… Ama benim kadar değil…

Gregory Meg’den öğrendiklerini anlatmak için İsabel’i aradı, Veronica İsabel’in evde olmadığını Vento ile O’nun evine gittiğini söyledi.

Scotland Yard’ı aradıktan sonra Gregory eve uğramadan hızlıca Vento’ya gitmeye karar verdi.

Otomobilini daha önce hiç kullanmadığından daha hızlı kullanıyordu. Eve doğru giderken uçurumun olduğu yerde ışık gördü.

Bir otomobil farına benziyordu. Hemen o yöne doğru gitti, yaklaştıkça yavaşladı, farlarını söndürdü, dikkat çekmek istemiyordu.

Otomobili durdurup yavaşça indi, farları açık olan otomobilde Alfred vardı, gözlerini Vento’dan ayırmıyordu.

Gregory’i fark etmedi. Sessizce yanlarına doğru yürüdü, bir ağacın arkasına gizlenip, beklemeye başladı. Nerdeyse gelirlerdi, İsabel huzursuz görünüyordu, korktuğu belliydi.

– Kaç kişiyi öldürdün Vento, sadece para için mi?

– Sayısından sana ne…

– Hırs Tanrının birinci yasağıdır. Ama onun bile affı var, biliyorsun. Tanrı affedici..

– Kes sesini… Sürekli zırvalıyorsun… Benim hayatımdan sana ne… Senin gibiler ne anlar… Neyi hak ettin… Tanrı için ne yaptın? Hep öğütler verirsiniz, dua edersiniz… Zaten her şeye sahipken durmadan Tanrının kafasını şişirirsiniz, açlık için dua edersiniz, sabah öğle akşam mükellef sofralarda şişersiniz. Kumar günah dersiniz büyük çiftliklerinizde atlar besler onları yarıştırırsınız. En büyük evlerde yaşar, en pahallı mücevherleri takar, Paris’ten giyinirsiniz. Ahkam kesmek kolay… En kolayı…

– Yanlış düşünüyorsun Vento…

– Kes sesini…

Vento ayağa kalktı, şişeden kalan şarabın tamamını içip, şişeyi uçurumdan fırlattı.

– Kalk ayağa… Buraya kadar…

İsabel’in kolundan tutup zorla ayağa kaldırdı, Gregory dayanamadı.

– Dur… Bırak O’nu…

– Ooo kimler gelmiş, Gregory… Yine sinsi, yine alçakca…

Alfred’de hemen otomobilden inip, yanlarına koştu. Vento Gregory’e yumruk atmaya çalışırken içkinin etkisiyle yalpalayıp yere düştü. Alfred hemen koşup Vento’yu ayağa kaldırmaya çalıştı, Gregory İsabel’in elinden tuttu, uzaklaşmaya çalışırken, Vento;

– Durdur şunları Alfred, diye bağırdı. Alfred Vento’yu bırakıp, Gregory ve İsabel’in peşinden koşmaya başladı. İsabel’i kolundan yakalayıp, kendine çekerken, Gregory’nin yumruğu ile yere düştü. Vento başını çarpmıştı, kanıyordu.

– Gregory… Aşağılık herif… Dur…

Son gücüyle koşarken, Scotland Yard polislerinin otomobilleri göründü, Vento durdu, ayakta zor duruyordu, kaçamazdı artık…

– Alfred… Alfred yanıma gel.

Alfred ayağa kalktı, Vento’nun koluna girdi. Az sonra polisler haklarını okuyup, kelepçeledi her ikisini de, Gregory İsabel’e sarıldı. Otomobil de Mac, Patrick ve Meg’de vardı.

Gregory İsabel’e her şeyi anlattı, Meg artık dayanamamış, itiraf etmişti. Hapse girmeyi göze almıştı, tüm ölümlerden Bronson, Tony ve hatta Rick bile…

-Rick’i Vento ile görmüştüm, saf alkol almak için buluşmuşlar babası için zehir hazırlamış, Rick’e bunu anlatmış… Sonra da öldürmeye mecbur kalmışlar, Emilie duyunca çok üzülecek, Rick’i uçuruma atmışlar.

– Bu çok korkunç Gregory…

Bu sabah da mutfaktan gelen sıcak ekmek kokusuyla gözünü açtı, çocukluğunun gençliğinin güzel anılarını hatırlatan ve bu her bir kokuydu duyduğunda onu gülümseten, aynı zamanda tereyağı, gül reçeli, taze yumurta kahvaltının hazır olduğunun seslenmesine gerek bırakmıyordu… Yatağının  üstündeki sabahlığını aldı,  kalkıp saçını fırçalayıp, topladı ve banyoya girdi, duş alıp yeni güne hazır olmak kadar keyifli bir şey yok diye düşündü.
Banyodan çıkınca odasında annesinin onu beklediğini gördü.

– Günaydın anneciğim…
– Günaydın Isabel
– Bir şey mi var?
– Yok güzel kızım, kahvaltı hazır seni bekliyorum.

İsabel annesine sarıldı, öptü.

– Bugün, Gregory ile The Marriage of Figaro operasına gidiyoruz.

– Hadi kahvaltıya inelim, Bridge bize kendi eliyle omlet yaptı, nefis görünüyor. Sonra da birlikte seçeriz, giysini…

Veronica ve isabel birlikte aşağı indiler. Nicole;

– Günaydın efendim, buyurun…

– Günaydın, çok güzel bir masa, çok teşekkür ederim.

Öğleden sonra Gregory geldi, Veronica’ya en sevdiği güllerden bir demet getirmişti. Veronica, Bronson’u düşünüyordu, sanki yanınyaydı ve mutlu olmaları O’nu da mutlu ediyordu. Gülümseyerek;

– İsabel hadi hazırlan, Gregory’i bekletmeyelim…

– Acele etmeyin efendim, ben verandada kahvemi içip, beklerim.

İsabel çok sevdiği operayı izlerken çok mutluydu, Gregory elinden tutup, öptü;

– Benimle evlenir misin İsabel?

– Evet Gregory…

– İsabel aşkım…

 

Aydan Erdoğan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir