Bir Musibet Bin Nasihatten Değerlidir

Bir Musibet Bin Nasihatten Değerlidir
Bu Haberi Paylaş

Bir Musibet Bin Nasihatten Değerlidir

YILLARDIR YERLİ ÜRETİM DESTEKLENMELİDİR DEDİK, AKP ANLAMADI.  BİR MUSİBET BİN NASİHATTAN DEĞERLİDİR ATASÖZÜ İLE BELKİ TARIMIN ÖNEMİ ANLAŞILIR…

 

  1. Tarımsal Üretim Desteklenmelidir. Temel Amaç İthalat Değil Üretim Olmalıdır.

Her ülke kendi insanı için aynı şeyleri ister. Her ülke, çiftçisinin yüksek gelir ve refah düzeyine ulaşmasını, tarım ürünlerinin fiyatlarının tüketiciler açısından düşük olmasını ve tarımsal sanayi ile uğraşan girişimcilerinin düşük fiyatlardan bol ürün bulabilmesini ve Dünya ile yarışabilir olmasını ister. Yine ülkeler besin maddelerinin bol, ucuz ve bulunabilir olmasını ister. Bu amaç içinde her ülke tarımını belirli bir bütçe ile destekler, ortak amaç temel gıda maddesi olan ürünleri ülkede yetiştirmektir. Türkiye bu tarım politikası amacından AKP’li yıllarda ciddi anlamda sapmıştır.

AKP’li yılların tarım politikası günübirlik olmuş, temel gıda maddesi dahi olsa fiyatı artan tüm ürünleri ithal etmek ve bu ithalattan yandaşlara çıkar sağlamak adeta AKP’nin temel amacı olmuştur. Bir zamanlar Dünyada kendi kendine yeterli 7 ülkeden biri olan Türkiye en çok tarım ürünü ithal eden ülkelerden birisi olmuştur. Halbuki tarım politikasının temel amacı “kendine yeterlilik”tir. Tarım ürünlerinde özellikle temel gıda maddelerinde kendine yeterli olmayan ülkeler bazen çok ciddi bedeller ödeyebilirler ki bu bedeller maddi olmayabilir.

Bazı ülkeler ithal edebilecekleri dövizi de olsa Dünya piyasalarından gıda maddesi satın alamayabilirler. Örneğin 2000’lerin başında komşu ülke Irak’ta işbaşındaki Saddam rejimine karşı Birleşmiş Milletler Örgütü aracılığıyla başlatılan ambargo nedeniyle bu ülkenin başta gıda olmak üzere birçok üründe ithalat yapamama durumu meydana gelmişti. Halbuki o dönemde Irak petrol zengini bir ülke idi. Kısacası tarımsal ürünler yaşamsal öneme sahip ürünler olduğu için ülkeler özellikle temel gıda ürünlerinde kendine yeterli politikalar izlemelidirler.  Tarım sektörü stratejik bir sektördür. Üreticilerin bir kez üretimden koptuktan sonra tekrar tarımsal üretime dönmeleri oldukça zordur ve hatta olanaksızdır. Tarımsal üretimin bu özelliği dikkate alınarak mutlaka destekleme yapılmalıdır.

Bir Musibet Bin Nasihatten Değerlidir

  1. Tarımsal Üretimde Devlet Planlayıcı Olmalı, Destekler Rasyonel Olmalıdır.

Tüm Dünyada yaşanan Koronavirüs salgını, Türkiye’yi de ciddi olarak etkilemiştir. Bu salgın sayesinde tarımsal üretimin ne kadar stratejik bir öneme sahip olduğu anlaşılmıştır. Gıda maddeleri yaşam için en önemli ihtiyaç maddeleridir. Nedeni ne olursa olsun kriz dönemlerindeki toplumsal panik anlarında insanların alışverişlerde öncelikle gıda maddelerine yoğun ilgi göstermesi, sorunun çok boyutlu önlemlerle giderilmesini zorunlu kılmaktadır.

Korona virüsün İtalya’da yaygınlaşması ve ardından Türkiye’de panik hali ile yurttaşların marketlerde adeta “makarnaya hücum” şeklindeki tepkileri aslında konunun önemini açıklamaktadır.

Tarım ve Orman Bakanı,  “Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) stoklarında besici, yetiştirici, sanayici ve tüketicinin ihtiyacını karşılayacak yeterli miktarda ürün bulunduğu”na dair açıklamalar yaptı.

Ancak şu unutulmamalıdır. Türkiye maalesef kendi ürettiği temel ürünlerde artık net ithalatçı bir konumdadır.

Örneğin Bakan Pakdemirli’nin sözünü ettiği temel ürünlerden buğday, arpa, kırmızı et, canlı hayvan, soya, mısır, ayçiçeği, mercimek, kuru fasulye, pirinç, vd. Türkiye’nin artık ürettiği değil ithal ettiği ürünlerdir.

Hatta bir zamanlar Anadolu durum buğdayını işleyerek makarna ihracatçısı olan ülkemiz, günümüzde Meksika ve ABD’den durum buğdayı satın alarak iç piyasaya makarna vermektedir.

Örnekleri çoğaltabiliriz. Örneğin Türkiye 2019’da kendi üretimi olan 20 milyon tondan daha fazla olan 10.5 milyon ton buğdayı 2.5 milyar dolar ödeyerek ithal etmiştir.

Yine korona virüsün çıktığı yer olan Çin’den yıllardır kuru fasulye ve pirinç ithal edilmektedir.

Tarım Bakanı Pakdemirli ve AKP Genel Başkanı Erdoğan Kasım 2019’dan sonra canlı hayvan ve kırmızı et ithal etmeyeceğiz demesine rağmen Türkiye bu tarihten sonra 100 binin üzerinde besilik canlı hayvan ithalatı yapmıştır.

Bir Musibet Bin Nasihatten Değerlidir

Korona virüsle birlikte Dünya’da artık yeni bir düzen kurulacağı açıktır. Artık hiçbir ülke temel ihtiyaç maddelerinde kendine yeterli olacak para kazanacağını bilse bile önceliği dışsatım olarak hedeflemeyecektir.   Yine korona virüs göstermiştir ki, bazen yeterli döviziniz bile olsa tüm sınır kapılarınız, limanlarınız kapanabilir, ne kadar güçlü olursanız olun paranızla hiçbir şey satın alamayabilirsiniz. Çözüm yerli üretimi desteklemektir. Hele Türkiye gibi bir tarım ülkesinde bu çok daha kolaydır. Çünkü Türkiye’nin ciddi bir tarımsal üretim potansiyeli vardır.

 

Türkiye, tarım topraklarının fazlalığı bakımından Dünyada ilk sıralarda yer alan bir ülkedir. Bulunduğu coğrafyanın özellikleri ve iklim avantajı sayesinde tropikal ürünler haricinde bütün ürünlerin yetiştirilmesine müsait bir toprak yapısına sahiptir. Durum böyle iken, uygulanan niteliksiz tarım politikaları nedeniyle Türkiye kendi topraklarında üretebileceği ürünleri ithal etmektedir. Türkiye’nin ithal etmemesi gereken ürünleri ithal etmesi, çiftçimizin kazanacağı parayı başka ülkelerin kazanması anlamına gelmektedir.

Sadece toprak ve iklim özellikleri açısından değil, ithal fiyatları açısından da durum böyledir. Şöyle ki; Türkiye’de hasat döneminde üreticinin satış fiyatları ile ithal fiyatlar karşılaştırıldığında arada hiç fark olmadığı, hatta ithal ürünlerin daha pahalı olduğu anlaşılmaktadır. Durum böyle iken, sorulacak soru şudur? Neden kendi çiftçimiz varken, başka ülkelerin çiftçileri para kazanıyor?

Unutmayalım ki, çiftçi kazanırsa esnaf kazanır, çiftçi kazanırsa sanayici kazanır, çiftçi kazanırsa Devlet vergi alır ve kazanır. İthalatta kazanan sadece yandaş firmalar olur.

AKP, son yıllarda hangi gıdanın fiyatı artarsa ithalata başvuruyor. Patates fiyatları artıyor, patates ithalatı yapılıyor. Et fiyatı artıyor, et ithalatı yapılıyor, arpa fiyatı artıyor, arpa ithalatı yapılıyor. Nedense tüm ithal edilen ürünler ülkemiz coğrafyasında üretilen ürünler, burada bir tezat var. Tezat aslında yok, arada para kazananlar var. Bu parayı kazananlar nedense AKP yandaşları, nerede bir tarım ürünü ithalatı varsa arkasında mutlaka bir AKP yandaşı var. Yani AKP sadece yandaşlarını düşünüyor, bahane olarak da gıda enflasyonunu öne sürüyor.

  1. Türkiye Tarımının Sorunu Üretim Değil, Yönetimdir.

Türkiye tarımında üretim anlamında kronikleşen ve çözüm üretilmesi gereken ciddi sorunlar var. Bitkisel üretimde ve hayvancılıkta üretimde kullanılan girdilerde büyük oranda dışa bağımlılık ve yüksek fiyat sorunu nedeniyle çiftçi üretim yapamıyor. Çiftçi para kazanamadığı için tarım arazilerini boş bırakıyor, ekmiyor. AKP’nin uyguladığı niteliksiz tarım politikaları sayesinde 2 Trakya büyüklüğünde alan ekilmeyip, boş kalırsa, Doğu ve Güneydoğu’daki bedava yem kaynağı meralar boş kalırsa yani kısacası Türkiye toprakları ve meralarını kullanmazsa, yem kaynağı olan arpayı ithal ederse, yem kaynağı olan mısır’ı ithal ederse Türkiye tarımı yönetilemez.

Sürekli artan, yüksek girdi maliyetleri ile üretim yapan çiftçiler ise aynı zamanda, yandaşlara kolaylıklar sağlayan Devlet destekli ithal ürünlerle de rekabet etmek zorunda bırakılıyor. İthalat baskısı nedeniyle, üretici ürününü çok düşük kar marjıyla veya maliyetin altında satmak zorunda kalıyor. Zarar edince üretimden çekiliyor. Önce çiftçi üretmeye devam ediyor, borçlanıyor, tarlasını, traktörünü ipotek ediyor, ancak artan girdi fiyatları artmayan ürün fiyatları karşısında çiftçi üretimi bırakıp tarlasını satıyor. Kırsalı boşaltıp köyden kente göç ediyor. Böylelikle ekilmeyen alanlar artıyor, üretim azalıyor ve gıda fiyatları yükseliyor. Önlem olarak üreticiye daha çok destek verip üretimi teşvik etmek varken,  ithalat yapılarak fiyat düşürülmeye çalışılıyor.

Bu kısır döngü ile üretim azalırken, ithalat artıyor.

İthalata dayalı bir politika ile gıda fiyatları kısa vadede düşürülse de orta ve uzun vadede fiyatın daha da yükselmesine neden oluyor. Bu ithalat çarkının kırılarak üretimin artırılması gerekiyor.

Üreticinin örgütsüz olması, hal yasasının doğru işletilmemesi, market zincirlerine tanınan imtiyazlar nedeniyle üreticiden ucuza alınan ürünler tüketiciye pahalıya satılıyor. Dolayısıyla üretici para kazanamazken, tüketici yüksek fiyatla ürün almak zorunda kalıyor. Bu da gıda fiyatlarının yükselmesinde önemli bir faktör. Bu sorunun çözümü için üreticiden tüketiciye olan süreçte altyapının oluşturulması, üretici örgütlerine ürün pazarlama yetkisinin verilmesi ve marketlerin, son satıcıların denetlenerek yüksek kar marjıyla ürün satmaları engellenmesi gerekiyor.

Kısacası, üretimi yok ederek, üreticiyi cezalandırarak, ithalatı destekleyerek gıda enflasyonunu düşüremezsiniz. Dünyada çiftçisini yok sayarak, çiftçisini desteklemeden sadece ithalat yaparak ülkesinin tarımını iyi bir seviyeye getirmiş bir ülke bulamazsınız.

  1. Günübirlik Politikaların Sonu : Koronavirüs ve Tarımın Önemi

Dünya Sağlık Örgütü’nün “pandemi” ilan ettiği Koronavirüs (Covid-19) salgınının yarattığı risklere karşı ülkemizde resmi makamlarca aşamalı olarak alınan önlemler sürecinde, 18 Mart 2020 tarihli Koronavirüsle Mücadele Eşgüdüm Toplantısı’nın ardından, Cumhurbaşkanı tarafından, “Ekonomik İstikrar Kalkanı” adı ile devreye girecek 100 milyar TL tutarındaki 19 maddelik tedbirler paketi açıklandı.

AKP Genel Başkanı tarafından açıklanan ekonomik paketten; şirket sahibi değilseniz, kredi kullanmamışsanız, emekli olmamışsanız, ev almaya niyetiniz yoksa, bu aralar uçakla bir yere de gitmeyecekseniz, milyonlara sabır ve dua çıktı! Allah kabul etsin. Destekten çok devlet vergi alacakları ertelendi. Yani işin özeti. Yeni kredi, ödeyemeyene eski kredi öteleme ve daha çok kredi.

En üst düzeyde alınan ve açıklanan önlemler arasında tarım sektörüne yer verilmemesi çok önemli bir eksiklik olmuştur.

Her zamanki gibi tarım sektörü yine üvey evlat muamelesi görmüştür, bu kabul edilemez.

Halbuki “Ekonomik İstikrar Kalkanı” ile esnaf ve sanatkârlara sağlanan kredi borcu ödeme kolaylığı, çiftçilerimizin bankalara ve Tarım Kredi Kooperatifine olan borçlarını da kapsayacak şekilde genişletilmelidir. İcralık çiftçiye, borcunu ödeyemeyen ve yapılandırma bekleyen çiftçilere ve serbest çalışan icralık ziraat mühendisi ve veterinerlere borç yapılandırması getirilmeli; üretimde bulunan çiftçiye ve serbest çalışan ziraat mühendisine düşük faizli kredi tahsis edilmelidir.

Dövizdeki artışa paralel artan girdi fiyatlarındaki kaçınılmaz yükselişi önlemek için bazı girdilerde örneğin mazot, tarımda kullanılan elektrikte, zirai ilaçlarda KDV indirimi dahil üreticiyi ve üretimi rahatlatıcı önlemler ivedilikle alınmalı, ek destekler açıklanmalıdır.

 

Tarımsal girdilerin üretilmesi ve üreticiye ulaştırılması konusunda ülkemiz için farklı seçenekler aranmalı, öncelikle tarımsal ilaç ve gübre olmak üzere yerli girdi üretimine yönelik gerekli ar-ge çalışmaları hızlandırılmalı ve süreç koşulsuz desteklenmelidir.

 

Gıda güvenliği ve gıda güvencesi ülke gündemindeki yerini almalı, olumlu resmi açıklamalara karşın, merdiven altı üretim, stokçuluk ve fahiş fiyatlar boyutu dahil uygulamaların doğru, etkin ve hızlı olmasına daha çok özen gösterilmelidir. Üreticiden tüketiciye kadar güven ortamına dayalı sağlıklı besin zinciri kurulmalıdır.

 

Korona virüsü salgınından ders çıkararak ülkemizde bir an önce tarım politikası değişikliğine gidilmelidir.

Söylemler dışında somut olarak, tarım arazilerimizi koruyacak şekilde ülke düzeyinde arazi kullanım planlaması yapılmalı; korunan tarım arazilerimizde üretim miktarı artışı, ürün çeşitliliği ve üretim sürekliliğini sağlayan tarımsal üretim planlamasına geçilmeli; tarımsal ürün dışalımı kısıtlanmalı; girdi maliyetleri düşürülerek ürün desteklerinin artırılmasına yönelik çalışmalara derhal başlanmalıdır.

 

Tarımsal ürünlerin dışalımında uygulanan koruyucu önlemler, özellikle salgının yaygın olarak görüldüğü ülkelerden (Çin, Amerika Birleşik Devletleri, İran, Avrupa Birliği, ve diğer…) gelen ürünler için yeniden gözden geçirilmeli, salgını sınırlarımızda engelleyecek şekilde gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

Tarımsal üretimde önemli ve gerekli bir işgücü konumunda bulunan geçici, gezici ve mevsimlik tarım işçilerin karşılaşacağı sorunlara yönelik kalıcı çözüm önerileri geliştirilmeli, salgın döneminde üretim sezonu öncesi gerekli önlemler ivedilikle yürürlüğe konulmalıdır.

 

Ülkemizin her yerinde gerekli duyuruların ve uyarıların yapılmasının yanında, dezavantajlı kesim olan kırsal alanlarda yaşayan insanlarımıza yönelik olarak ek uyarıların yapılması ve yaygınlaştırılması, yaşanabilecek salgının önlenmesi açısından son derece önemlidir.

Unutulmamalı ki, ülkemizin en büyük gücü, her türlü olumsuzluğa karşın, halâ, tarımsal üretim potansiyelimizdir.

Ülkemizde uzun yıllardır ihmal edilen tarım sektörü ve kırsal kesim için, yaşanan salgın nedeniyle özellikle üretim miktarı ve çeşidi, üreticinin gelir düzeyi, dışalımın kısıtlanması, dışsatımın istikrarı konularındaki sorunları daha da artmamalıdır.

Virüs insanı öldürür, açlık insanlığı öldürür.

Her koşulda üretmeye devam etmek, üretimi ve üretenleri desteklemek temel amacımız olmalıdır.

Tarımsal desteklemelere kaynak yok dayatmasına ve aldatmacasına karşı, biliyoruz ki, Kanal İstanbul, Akkuyu Nükleer Santrali, Salda Gölü Millet Bahçesi gibi halkımızın öncelikli ihtiyaçları yerine sermaye kesimlerine rant aktarmayı amaçlayan projeler salgın döneminde de yargı kararlarına karşın uygulanmak istenmektedir.

Talebimiz, çılgın projelerin derhal durdurulması, kamu kaynaklarının üretimi artırmaya ve toplum yararına kullanılmasıdır.

Yaşadığımız ekonomik, siyasal, yönetim ve de sağlık krizi ortamında tarım sektörümüzün tüm bileşenlerinin ortak mücadele etmesi bir zorunluluktur.

Tarım sektöründeki sorunların köklü çözümü için; kısa, orta ve uzun vadede, ülkemizdeki ithalat kolaycılığına dayalı ekonomi politikaları yerine üretim ekonomisini, sermaye öncelikleri yerine kamusal çıkarları, lüks ve savurganlığa dayalı yönetim anlayışı yerine tasarrufları, gündelik politikalar yerine planlı kalkınmayı önceleyen anlayışın bir an önce yaşama geçirilmesi gerekmektedir.

Dünyada bugün yaşanan koronavirüs gündemli bu belirsiz kriz koşullarında ülkemiz bu durumdan kendisine ders niteliğinde çıkarımlar yapmak zorundadır.

Ülkemizin tarım sektöründe sahip olduğu potansiyeli en iyi biçimde değerlendirmesi, kendine yeterlilik konusunda daha etkin politikalar üretmesi ve yaşama geçirmesi, özellikle böyle kriz dönemlerinde gerekli bir çıkış noktası olmalıdır. Tarım ve gıda sektörlerinin önemini daha iyi anlamamız ve buna uygun şekilde üretim politikaları geliştirmemiz, üreticiden tüketiciye kadar hepimizin sorumluluğudur.

Ülkeyi yönetenlerin, özellikle bu dönemde dışlayıcı değil, tarım ve gıda sektörünün tüm bileşenlerini sürece katarak, bilimsel önlemlerle bu krizi yönetmeleri gerekmektedir.

  1. Sonuç

Türkiye tarımda tarıma yön verenlerin AKIL teri ile üreticinin ALIN terini birleştirerek, politika geliştirmek zorundadır. Dünyada hiçbir ülke çiftçisini yok sayıp, çözümü ithalatta bulmamıştır. Üretebilecek potansiyeli yüksek olan Türkiye’nin bir an önce ithalatı bırakıp, üretime önem veren politikalara yönelmesi gerekmektedir.

AKP iktidarı devam ettiği sürece Türkiye tarımında uygulanan politika bellidir. Kırsalı ve köyleri boşaltarak yani üreticilerin alın terinin karşılığını görmezden gelerek, üretmesini engellemek, büyükşehirlerde varoşlar oluşturarak yoksullaştırma politikası ile o yurttaşların oylarını almak ayrıca Türkiye’nin tarımsal hammadde ve gıda ihtiyacını ithal ederek yandaşlara rant sağlamak AKP’nin 17 yılda uyguladığı tarım politikasının özetidir.

 

Yıllardır yerli üretim desteklenmeli sözlerini dinlemeyen AKP, ithalatçı politikalardan ötürü Türk tarımında ciddi hasarlar açmıştır. Şimdi çözüm üretimdedir. ÜRETEN ve HAKÇA BÖLÜŞEN bir TÜRKİYE tarımı için şimdiden tutarlı ve ciddi tarım politikaları oluşturulmalıdır.

 

Türkiye tarımında uygulanabilecek bilinçli ve tutarlı tarım politikaları, yeniden üretici bir ülke olmamızı sağlayabilir. Burada yapılacak en önemli şey tarımsal desteklemelere daha fazla kaynak ayırmaktır. Burada tek çözüm vardır. “Üretimi arttırma yönünde politikalar geliştirmek”. Bu yapıldığı takdirde yapılan birçok araştırma sonucu göstermiştir ki, Türkiye ciddi, tutarlı ve bilimsel nitelikli bir tarım politikası uygularsa başta buğday olmak üzere birçok üründe net ithalatçı konumdan kendine yeterli hatta ihracatçı konuma geçebilecektir. Çünkü Türkiye tarımsal potansiyeli yüksek bir ülkedir.

Okan Gaytancıoğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir